Ana Sayfam Yap
 Sık Kullanılanlara Ekle

Hükümetin dış politikasını başarılı buluyor musunuz?

  • Evet, başarılı.
  • Hayır, başarısız.
  • Bu konuda bir fikrim yok

Eposta adresinizi verin, iyibilgi'nin özel haberleri posta kutunuza düşsün.





21 Mayıs 2015

Doç. Dr. Kemal Yeşilçimen
kemalyess@gmail.com


Sağlık ve Özgürlüğün Gaspı


Savaşların amacı nedir? Kaynakları ele geçirmek ve bunu sürdürecek yaşam tarzını dayatmak. Kaynaklar çok çeşitli : Başta insan olmak üzere doğal, ekonomik, yeraltı, yerüstü, zihinsel, sosyal, kültürel aklınıza ne gelirse… İster kanlı, ister kansız yöntemler kullanılsın amaç millet ve ülkelere boyun eğdirmek: 'Yaşam tarzını değiştir, benim istediğim gibi ol'  Eski çağlarda insanların yaşam tarzı savaşla değişirdi. Bu amaçla uzun ve kanlı savaşlar yapılır, işgal edilen yerlerde sömürge düzenini zorla sürdürecek yeni yaşam tarzı zorla dikte edilirdi. Buna rağmen insanlar bir süre sonra baskı ve zulme karşı mücadele ederek kendi özüne dönerlerdi. Savaşların büyük kayıplara yol açtığı tarihsel bir gerçek. ABD'nin Irak'taki kaybı trilyonlarca dolar, imajı ise bozuldu.

Şimdi artık bir tek kurşun atmadan, kanlı savaşların risklerine girmeden ülkeler kolayca kontrol ediliyor. İnsanların yaşam tarzını şekillendiren bu savaş hiçbir sınır tanımadan sessiz ve derinden devam ediyor.  Üstelik savaş bile ilan etmeden hayatı kolaylaştırma, barış, insanlık, demokrasi, uygarlık, modern yaşam maskesi altında, toplumlar gönüllü kölelere dönüşüyor. Eski görüşler, eski inanışlar değişirken modern yaşam tarzı yeni gözlüğümüz oluyor. Artık dünyayı bu gözlüğün gösterdiği şekilde algılıyoruz. Toplumlar, empoze edildiği şekilde düşünüyor ve yaşamaya başlıyor. Yaşam tarzı işte böyle değişiyor. Güle oynaya yapılan bu sinsi ve karanlık savaşın hedefi; bilinçaltı kurgulama ile özgürlüklerin sessizce yok edildiği  bağımlı bir dünya. Yani, küresel iplerle yönetilen kuklalar alemi. Kanlı savaşlarla bu hedefe ulaşmak mümkün mü? Klasik savaşlar direnme refleksine yol açtığı için özgürlük kaçınılmaz.

HASTALIK SAVAŞI

II. Dünya savaşı sonunda kurulan bu küresel sömürü düzeni, sömürüyü ebedileştirmek amacıyla hastalık üreten küresel yaşam tarzını dayatan yöntemlerle desteklendi. Son 50 yıldır sömürüyü kolaylaştıran yeni savaş yöntemleri eklendi. Medyanın kullanıldığı zihinsel savaş yöntemi çok başarılı. Reklamlarla hastalık üreten yaşam tarzını beyinlere yüklemek, beslenme alışkanlıklarıyla toplumları hasta etmek artık çok kolay. İki cihan harbinin doğurduğu açlık ve kıtlıktan sonra insanları sağlıksız gıdalarla şişmanlatmak ve hasta etmek zor olmadı. Diyabet, hipertansiyon, kalp ve damar hastalıkları, kanser ve bir sürü hastalık salgını, işte bu hastalık savaşının doğal sonucu. Chicago Üniversitesi, yüzbin reklamı inceledi: Reklamı yapılan gıdaların % 98'i yağ, tuz ve şeker yükü, % 90'ı ise besin değeri düşük bulundu. Bu yüzden ABD'de çocuk obezite oranı 1978-2004 yılları arasında 3 kat arttı.

Çevre kirliliği, gıda üzerine oynanan oyunlar, fastfood, kola, içki, sigara, katkı maddeleri, hormonlar, kimyasal zehirler, tarım ilaçları, GDO ve daha niceleri hastalık patlamasına ve petrolden bile zengin yeni bir sektörün doğmasına yol açtı : Sağlık sektörü günümüzde uğruna kanlı savaşların yapıldığı petrol sektörünün bile önüne geçmiş bulunuyor. Hastalık patlaması başka bir işe daha yarıyor. Hastalıklı toplumlar üretemiyor ve ilaçtan aşıya, Emardan Tomografiye başkalarına muhtaç sömürge oluyor. Teşhis ve tedavi etme numarasıyla ülkelerin kaynakları emme-basma tulumbayla soyulurken ülkeler yavaşca modern sömürgelere dönüşüyor.

Ülkelerin kaynakları ilaç, pahalı teknoloji ve tüketime harcanıyor. Geriye kalan az miktar paranın paylaşımı ise kavgaya yol açıyor. Halbuki sorun, küresel teknolojik sömürüden kaynaklanıyor. Gelişmekte olan ülkeler masalıyla bizim gibi ülkeler uyutuluyor, tatlı bir pazara dönüşüyor. Hem de aydın ve bilim dünyasını kullanarak. Onlarda bir şekilde payını alıyor. En hayati aşıları ve Penisilini bile şimdilik üretmekten aciz durumdayız. 2 yıl önce penadur yoktu ithal bile edemedik. Ama EMAR çekiminde dünya şampiyonuyuz.

ABD'de her yıl 300.000 kişi şişmanlık nedeniyle ameliyat olurken, bilim dünyamız ameliyatlar bizde niye az yapılıyor diye üzülüyor. Binbir çeşit diyetler, zayıflama ilaçları ve merkezleri, bitkisel numaralar, uzmanlar… Modern tıbbı ne kadar güzel özetliyor. Şişmanları öğütüp paraya çevirirken GDO'lu mısır şekeri, fastfood, kolalı içecekler ve alkol sağlık ve hayatımızı çökertiyor kimsenin umurunda değil. Hangisini önlemek kolay? Bu sağlık düşmanlarını mı yoksa diyabeti, şişmanlığı, hipertansiyonu ve bunlara bağlı bir düzine hastalığı mı? Her yıl milyarlarca doları hastalıkları önleyemeyen bilim dünyamız yüzünden hastalıktan beslenen canavara hediye ediyoruz. Artan hekim sayısının tarihi seyri hastalık savaşının şiddetini çok güzel özetliyor : 1923 yılı hekim sayısı : 554, 1960 yılı hekim sayısı : 9826 , 2013 yılı hekim sayısı : 130.000, 2023 yılı hedefi : 300.000, 100.000 doktor ithal edilecek. Sağlığa harcadığımız para ise Sosyal Güvenlik Kurumu 2011 verilerine göre, son 9 yılda 8 kat artarken hastalıklar azalmamış hızla arttı.

Önce hasta et sonra cebini boşalt. Yaşam tarzı bizim bilinçli tercihimiz değil, küresel planın eseri. Reklam ve medya dünyası, irademizi önce bağımlı hale getiriyor, sonra da yaşam koçları, diyetisyenler, doktorlar, çeşit çeşit uzmanlar göstermelik özgürlük formüllerini parayla satıyor. Önce bağımlı hayatın modern köleleri oluyoruz, sonra da parası olanlara kısmi özgürlük veriliyor. Parası olanlar için yüzme havuzları, tenis kortları, koşu bantları, organik gıdalar, damacana sular, duvarlar arkasında lüks yaşam. Sinsice çağdaş köleliye dönüşen fakir veya zengin hayatın kontrolü piyasa tanrısının vicdansız kurallarına geçiyor. En küçük ayrıntısına kadar planlanan böyle bir dünyada biz kimin hayatını yaşıyoruz? Kaybolan bizim hayatımız nerede?

Bizi hasta eden bir sürü risk faktörünün yani silahın kullanıldığı bu hastalık savaşında sadece sigarayı anlatarak konuyu kapatalım.

BU YÜZYIL BİR MİLYAR KİŞİ SİGARADAN ÖLECEK

Dünya Akciğer Vakfı, mevcut eğilimin sürmesi halinde bu yüzyılda 1 milyar kişinin sigara içmesi ya da sigara dumanı yüzünden hayatını kaybedeceğini bildirdi.  Vakıf, sadece 2013 yılında 6 milyondan fazla kişinin tütün kullanımının yol açtığı hastalıklar yüzünden öldüğünü açıkladı. Tütün şirketlerinin iki yıl önceki toplam kârı ise 44 milyar dolardan fazla. Bu noktanın altını çizen vakıf, tütün endüstrisinin ürünleri nedeniyle ölen her kişiden 7 bin dolar kâr ettiğine dikkat çekiyor.

Dünya Akciğer Vakfı ve Amerikan Kanser Derneği'nce 2013 yılı verilerine dayanılarak hazırlanan küresel Tütün Atlası'na göre, dünyada yılda 5 trilyon 800 milyardan fazla sigara içiliyor. Çin'de sigara alışkanlığının artması yüzünden, diğer ülkelerde daha az sigara içilse de, toplam tüketim azalmıyor. Ülkede 1980 yılına kıyasla yüzde 50 oranında daha fazla sigara içiliyor. Birçok gelişmiş ülkede tütün tüketimi azalır veya sabit kalırken, Afrika ile Asya'nın kimi bölgelerindeki yoksul ülkelerde sigara bağımlılığı artıyor. Kadınlar arasında da sigara tüketimi ve akciğer kanseri vakalarında artış var.

Tütün Atlası'nda Türkiye'ye ilişkin veriler de var. Bu verilere göre Türkiye'de her yıl 83 binden fazla kişi tütün kullanımı nedeniyle hayatını kaybediyor. Sigara içenlerin yetişkinlerin sayısı 14 buçuk milyondan, çocukların sayısı da 252 binden fazla. Türkiye'de 2010 yılında tütün kullanımı kökenli ölümlerin oranı erkeklerde yaklaşık yüzde 31, kadınlarda ise yüzde 12. Bu iki oran da, orta gelirli ülkelerde görülenlerden yüksek. Tütün kullanımı, çoğu zaman ölümle sonuçlanan akciğer kanserinin yanı sıra, diğer pek çok hastalığın da en önemli nedeni.

Dünyada kalp hastalığı, beyin kanaması ve yüksek tansiyon gibi kronik hastalıkların yol açtığı erken yaştaki ölümlerde; tütün kullanımı, önlenebilir etmenlerin başında yer alıyor ama önleyemiyoruz. Nedeni basit : Küresel baskıya direnemiyoruz. Bu yüzden sağlık ve hayatımızı ve son 30 yılda trilyonlarca doları, hastalık canavarına kurban veriyoruz. Çünkü gücümüz yetmiyor.  'Bu sigara halkımızı öldürüyor ve hasta ediyor, bu yüzden yasaklıyoruz' diyemiyoruz. Hadi söyleyin bakalım, başınıza neler geliyor. Radikal önlem alan ülkelerde iç savaş bile çıkartırlar.   

Bu yüzden sigara içindeki katkı maddelerini azaltın diye adeta yalvarıyoruz. Aynı kıvırtmayı hipertansiyon ve kalp hastalıklarını önlemek için yapılan tuz mücadelesinde de görüyoruz. Paket ürünler içindeki tuzu yani sodyumlu katkı maddelerini yasaklamaya gücümüz yetmediği için, halkın sofrasındaki tuzluğu alıyoruz. Hani özgürlük, hani seçme hakkı? Sigara, alkol, katkı maddeleri, tarım ilaçları, zararlı kimyasallar, GDO, mısır şekeri, fastfood, kola … Küresel amcalara yaptırım yok mu?

Son 10 yılda sigaraya harcadığımız para 230 milyar TL. Kaçak sigara ve alkol bu rakama dahil değil. Her yıl hastalıklara harcanan para ise 60 milyar dolar. Ülkemizde ölüm ve hastalıkların yüzde 86'sı önlenebilir ama önlenmiyor. Dünyada moda olan küresel sağlık anlayışı yüzünden hasta oluyor ve güya tedavi oluyoruz ama hasta olmadan sağlıklı yaşamak kimsenin  aklına gelmiyor. Çünkü beyinler esir alınmış düşünemiyor.

Sağlık Bakanlığı ile Başkent Üniversitesinin 2005 te yayınlanan ortak araştırmasında ; 250 bin kişi tarandı; Türkiye'nin hastalık haritası çıkarıldı. Ölen 430 bin kişiden %86'sının, yaşam tarzını değiştirmediği için pisipisine öldüğü açığa çıktı. Yaşam tarzı değişse, milyonlarca insan hayatta olacaktı. Hesaplayın bakalım 10 yılda ölen milyonları. Sağlığa dikkat edilse ölümlerin %86'sı önlenebilecekti. Önlenebilir demek, önlenmiyor demek.

Pisipisine ölmek sözlükte : Niyazi olmak. 'Ölürsek şehidiz kalırsak gazi' anlayışı, yerini 'ne şehittir ne gazi pisi pisine gitti Niyazi' anlayışına bıraktı. Malum, Osmanlıda halkın 2 görevi vardı. Mehter marşından hatırlayın : Ölürsek şehidiz kalırsak gazi, haydi aslanlar düşman üstüne. Buna cumhuriyette üçüncüsü eklendi. Önlenebilir nedenlerden Niyazi oluyoruz. Sigara içimi azalırken ölümler artıyor, neden?

TÜRKİYEDE ÖLÜM ORANI YÜZDE 4.7 ARTTI !

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2014 yılı 'Ölüm İstatistikleri'ni açıkladı. Buna göre; ölüm sayısı revize edilen 2013 yılı verisine göre 372 bin 686 iken bu sayı yüzde 4,7 artarak 2014 yılında 390 bin 121 oldu. Ölenlerin yüzde 54,7'sini erkekler, yüzde 45,3'ünü kadınlar oluşturdu.

Yediğimiz, içtiğimiz, soluduğumuz, yaşadığımız çevre bizi hasta eden kimyasallar, katkı maddeleri ve sağlığa zararlı maddeler içeriyor. Küresel şirketler çevreyi kirletirken, sigara, alkol, fastfood, kirli hava… ile bizi zehirlerken, evrenselcilerin sesi çıkmıyor. Sigara, alkol kanser ve kalp hastalığına yol açıp öldürürken, küresel lobiler evrensel hukuk ve özgürlük diye direniyor. Ne yani, evrensel hukuk küresel şirketleri koruyor diye, sağlıklı yaşam hakkından vaz mı geçeceğiz?  Aynı irade, kendine tehdit olanı yok etmeyi, önleyici hak olarak görüyor. Halbuki, Anayasanın 56. maddesi çok açık : 'Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir'.

Kanada, anayasal hak olarak sigaraya bağlı sağlık sorunlarının tedavisi için sigara şirketlerinden tazminat talep etti. Sadece Quebec eyaleti 58 milyar $ tazminat istiyor. 2005'te Kanada Anayasa Mahkemesi, halkın sağlığını koruyan kararı aldı. 1999'da ABD'de sigara şirketleri sağlık masrafları için 25 yıllık süre içerisinde 246 milyar dolar ödemeyi kabul etti.

Peki biz ne yapıyoruz? Yabancı şirketlerin keyfi için twitter'i, facebook'u, youtube'u evrensel hukuk diye sayıklarken,  vergi kaçakçılığını bile görmüyoruz. Sigara kaçakçılığına çok ağır cezalar olmadan sigarayla mücadele bitmeyen şarkıdır.

Anayasanın 58. maddesi çok açık bir şekilde devleti yöneten iktidara çok önemli bir görev veriyor : "Devlet, gençleri alkol düşkünlüğünden, uyuşturucu maddelerden, suçluluk, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklardan ve cehaletten korumak için gerekli tedbirleri alır" Devlet önlem almak istiyor ama, hastalık ve kötülük lobisi, 'özgürlük, insan hakları, serbest ticaret, serbest piyasa' diye taş koyuyor. Küresel katil sigara 21. yüzyılda bir milyar insanın canına kıyacak. Bizim gibi ülkeler, fincancı katırlarını ürkütmemek için sesini fazla çıkarmıyor, sağlık ve hayatımızı hastalık lobisinin vicdanına bırakıyor. Peki dünyanın yöneticileri, insan haklarının hızlı savunucuları ne yapıyor? Nerdesin BM, NATO, küresel mahkemeler, insan hakları... Terör diye yırtınanlar, bu terör değil mi? Yoksa bir milyar insanın ölümü sizi kesmedi mi?  Daha mı çok insanın ölmesi gerekli. Yoksa bu nüfus planlaması mı? Bu insanlar önce kalp damar ve akciğer hastası olacak sonrada kanser, sonra da acı içinde ölecek. Bu rakam atmasyon değil bilimsel öngörü. Trilyonlarca dolarlık hastalık harcaması ise ülkeleri ve insanları çökertecek. Nerdesiniz?

SEBEPLERİ ÖNLEMEDEN SONUÇLARI ÖNLEYEMEYİZ

Hastalıkları önleme ve sağlığı koruma yani yaşadığımız akvaryumu temiz tutma devletin görevidir. Bilim; sebep sonuç ilişkisi kuran disiplinin adı ise, sebepleri ortadan kaldırmadan kötü sonuçları önleyemeyiz. Toplumu hasta etmek veya hasta eden riskleri göze almak özgürlük değildir. Hasta olma hakkı diye bir hak yoktur. Sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı ve özgürlüğü vardır. Sağlıklı bir çevrede yaşama ve sağlık insan hakkı ise, bu hakkı gasp edenlere karşı resmen savaş açmalıyız. Çünkü insan haklarının ihlali sivil toplumun ve devletin çok ciddi müdahalesini gerektirir. Bizi hasta edenleri ve bu ortama göz yumanları affedemeyiz. Aksi halde önlem alınmadığı için pisipisine ölen ve hastalanan milyonların hesabını veremeyiz.

Bilim dünyası, koyunlara kalp hızına duyarlı çip takmış, vahşi hayvan görünce korkudan kalp hızı artıyor, çobanına kurtar beni baba diye mesaj atıyor. Tehlike anında kalp hızı arttığında takılan çiple otomatik olarak çobanına mesaj atarak koyunları bile koruyan dünyada, insanımızı koruyan bir sistemi kurmak zorundayız. Fırat kenarındaki koyundan bile Hz. Ömer'i sorumlu tutan inancımız, insanı koruyan bu sistemi kurmayı emrediyor. 

İLGİLİ YAZILAR :

Uluslararası Sermaye ve Bağışıklama Pazar-3

KAYNAKLAR

1. Yeşilçimen K: Hastalık Üreten Yaşam Tarzımız Nasıl Değişir. Hayy kitap

2. Yılda 372 bin kişi pisi pisine ölüyor.

3. Böbrek hastalığında dünya şampiyonuyuz.

4. Erişkin diyabetli sayısı 1990'da 1 milyon. TKD Arşiv 2000; 28: 20-26. KKH riskini yükselten diyabet hızla artıyor.

5. Kalp krizi ölümlerinde Avrupa'nın zirvesindeyiz.

6. Vasküler risk çalışmasının sonuçları açıklandı.

7. Türk Kardiyoloji Derneği Ulusal kalp sağlığı raporu – 2007

8. 'Happy' araştırması.

9.
Yapay kalbi devlet ödeyecek.

10. TURDEP-1 ve TURDEP-2 (2010) HEM BEL HEM KALÇA BÜYÜYOR.

11. Türkiye'de şişmanlık ve diyabet alarmı!

12. Hastalıkların maliyeti 47 trilyon doları bulacak

13. Sigaraya yılda 15 milyar dolar harcıyoruz.

14. SAĞLIK HARCAMALARI 9 YILDA 8 KAT ARTTI.

15. Sağlık Harcamaları 127 Trilyon Dolara Çıkacak

16. 230 milyar lira ''duman'' oldu. 

17. KAÇAK SİGARA TERÖRÜ FİNANSE EDİYOR.

18. Kanada'da 58 milyarlık Sigara Davası










Sizin isminiz

Alıcının e-posta adresi



Doğrulama işlemi
3 + 1 = 




HAYY web



Künye | Manifesto | Sorumluluk | Reklam | Bize Ulaşın
tamamen özgür yazılım geliştirme araçlarıyla üretildi. Haber Sistemi