Ana Sayfam Yap
 Sık Kullanılanlara Ekle

Türkiye'nin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi dönem başkanlığını alması, Türkiye'nin etkinliğini arttırır mı?

  • Evet, bence arttırır
  • Hayır, bence arttırmaz
  • Bu konuda bir fikrim yok

Eposta adresinizi verin, iyibilgi'nin özel haberleri posta kutunuza düşsün.





04 Ağustos 2007
font boyutu küçülsün büyüsün



“50 yıl sonra aile planlamasına gerek kalmayacak”


Sperm sayısı azalıyor. Tüp bebek merkezleri, kısırlık tedavileri yoğun talep görüyor. Prof. Dr. Hakan Şatıroğlu’na göre durum gittikçe kötüye gidiyor: Bundan 50 yıl sonra doğal yolla çocuk sahibi olanları parmakla göstereceğiz. iyibilgi özel




“50 yıl sonra aile planlamasına gerek kalmayacak”

Sperm sayısı çarpıcı bir biçimde azalıyor. 1960 yılından bu yana erkeklerde aktif sperm sayısı yüzde 50 oranında azalıyor. Ankara Üniversitesi Üreme Sağlığı Merkezi (ÜSAUM) Direktörü ve Türk İnfertilite Vakfı Bilimsel Başkanı Prof. Dr. Hakan Şatıroğlu kısırlık ile ilgili sorularımızı yanıtladı. 

Artık yoğun bir biçimde erkeklerde testosteron hormonu seviyesinin düştüğü, sperm sayılarının azaldığı ve kısırlığın arttığı yazılıp çiziliyor. Siz de bu tespitlere katılıyor musunuz?

Sperm sayısının düştüğü ve hem kadında, hem de erkekte kısırlığın artmakta olduğu bir gerçek ama testosteron seviyesinin düşmesiyle ilgili bir kanıt yok. 

Yüksek tirajlı gazetelerde çıkan “testosteron seviyesi düşüyor, erkeklik elden gidiyor” türü haberler hormon tedavisini satmak için mi yapılıyor?

Tıp gittikçe ticarileşiyor. Son zamanlarda çok tartışmalı “rahim ağzı kanseri” aşısı yoğun bir çabayla pazarlanmaya çalışıldı mesela. 

Peki, kısırlığın arttığı tartışılmaz bir gerçek. Neden son 10-20 yılda bu kadar arttı kısırlık?

Birinci sebep küresel ısınma. Spermler, kadın yumurtasından farklı olarak kendilerini testislerle vücudun dışına atmışlardır. Vücut sıcaklığı olan 37,5 santigrad derecede değil, 35,5 derecede olmak isterler. Biz, sıcaklıktan hoşlanmayan testislerimizi havayı ısıtarak sürekli ısıtıyoruz. Bir de testisler yıkılan dokunun yerine yenisini yapamaz. 

Yiyip içtiklerimiz de etkiler mi?

Artık gıda üretimi, sadece kâr odaklı olarak yapılıyor. Daha düşük maliyetlere gıda üretmek isteyince ortaya kitlesel üretim şekilleri çıkıyor. Meyvenin sebzenin genleriyle oynanıyor. Bu, karşımızdaki en büyük tehlikelerden biri. İsrail’den, Macaristan’dan tohum ithal ediyoruz. 

Eskiden çiftçi bu sene elde ettiği ürünün tohumunu seneye tarlasına ekerdi. Şimdi çiftçi her sene yeniden tohum satın alsın diye kısır tohumlar üretiliyor. Yani tarlaya bir sene ekiyorsunuz; o ürünün tohumunu bir sonraki sene ekerseniz mahsul alamıyorsunuz. Çünkü tohumlar kısır. Genleriyle oynayarak kısır domates yapıyorlar mesela. 

“Domatesteki değişmiş genler insanları etkilemez” diyorlardı ama hayvanlar üzerinde yapılan deneylerle örneğin domateste değiştirilmiş olan gen, bunu yiyen hayvanların kendi genetik yapılarında da görüldü. İnsanları da etkiliyor… 

Genleriyle oynanmamış, organik (ekolojik) gıdaları tercih etmek elzem. 

Bütün dünya korkunç bir şekilde tüketiyor. Bu tüketme çılgınlığı da bizi tüketiyor aslında. Herşeyin daha ucuzunu istemekten başka bir şey düşünmez olduk.  Dünya gelecekte genleriyle oynanmış ucuz domateslerle dolu olacak belki ama o domatesleri yiyecek insan kalmayacak. 

Genleriyle oynanmamış yiyecekleri yemek çok güzel bir çözüm ama her insan bunlara erişemiyor…

Başka çaremiz yok. İnsanların baskısıyla hükümetler genleriyle oynanmış gıdaları ülkelerine sokmayı reddetmeli. Geçen sene Avrupa Birliği ve Dünya Ticaret Örgütü arasında genleriyle oynanmış bir pirinç konusunda büyük tartışmalar yaşandı mesela. AB, “Ben bu pirinci almam, insan sağlığına zararlı” dedi. DTÖ ise, “Uluslararası ticaret anlaşmaları gereği bu kısıtlamayı koyamazsınız, kanıtlanmış bir zarar yok” dedi. AB genleriyle oynanmış gıdalara karşı özel engellerini koymuş durumda. Bizim gibi ülkelerde ise bir engel yok. 

Cep telefonu kullanımı nasıl bir etki ediyor?

Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) bir ilacın çıkmasına izin vermeden önce birçok araştırma yapılmasını şart koşuyor. İlaçların etkileri 10-12 yıl boyunca gözlemlendikten sonra piyasaya çıkabiliyor ancak. Ama, cep telefonunun etkileri konusunda bu tür bir araştırma yapma zorunluluğu yok. İnsan sağlığına ne etkisi var diye bakılmadan piyasaya sürülüyor. Bu araştırmalar yapılmadığı sürece, herkesin cep telefonlarına şüpheyle yaklaşması gerekir. 

Sadece cep telefonuna değil, gıda boyalarına, kumaş boylarına da bu tür testler yaptırmak gerekli. Biyolojik silah yapmak istiyorsanız bol kurşunlu ucuz çizme üretin mesela. 

Mesela iç çamaşırlarını düşünün. Çoğu polyesterden yapılıyor. Yani petrolden. Alın mazotu sürün üzerinize, bir iki yıkadıktan sonra çıkar. Bu polyesterler çözülüyor, insan vücuduna bulaşıyor. 

Yediklerimizden aldığımız tarım ilaçları da vücudumuza giriyor. İnsan plasentasında bebek kordonunda pestisit bulundu mesela. Daha anne karnındayken bunlardan etkilenmeye başlıyoruz. Testislerde zehirli tarım ilacı dioksin bulundu. 

Organik tarım yapmak zorundayız!

Bir de ısrarlı bir şekilde nükleer enerji santrali kurmak istiyorlar. Çernobil örneğinde nükleer santralin neler yapabildiğini gayet iyi gördük. “Enerjiye ihtiyacımız var, bakın bütün Avrupa nükleer santral kurmuş“ diyorlar. Kurmuş ama nükleer atıklarını nereye atıyor? Yoksul ülkelerin topraklarına... Aslında oraya, buraya atılmış o da önemli değil. Biz bu dünyayı inanılmaz bir biçimde tüketiyoruz. 

Dünyanın durumu gittikçe kötüleşiyor...

Bugün Hollanda’da beş bebekten biri tüp bebek. Amsterdam’da durum daha da acı; her üç bebekten biri tüp bebek. 

Aile planlaması yapmaya bile gerek kalmayacak. Bundan 50 sene sonra doğal yoldan, birbirleriyle yatarak hamile kalabilen çiftler parmakla gösterilecek. Üreme yeteneğimizi inanılmaz bir biçimde kaybediyoruz. 

Biz üreme sağlığı ile ilgilendiğimiz için endometriyozis’in gittikçe arttığına şahit oluyoruz mesela (endometriyozis: rahim içi zarının rahim dışı bir yerlerde de olması).

Korkunç bir senaryodan bahsediyoruz. Üreme yeteneğini kaybeden insanlar, kısırlık. Bu senaryoyu tersine çevirmek için neler yapabiliriz?

En önemlisi yaşam biçimimizi değiştirmek. İnsanın merkezde olması lazım; paranın değil. 

İmkanımız elverdiği ölçüde sağlıklı beslenmek çok önemli. Doğal, organik gıdalar elzem.

Giysilerimizde bile doğal yün, pamuk, keten olanları tercih etmeliyiz. 

Çocuklar daha farklı bir şekilde yetiştirilmeli. İhtiyaç ekonomisine göre hareket etmeliyiz; yani sadece bize gerçekten lazım olan şeyleri kullanmalıyız. Cips, dondurma, çikolata, kola gibi şeylerden uzak tutulmalı çocuklar. İnanılmaz bir reklam sektörünün kurbanı haline geliyoruz. 

Tüketim toplumunda tek hoşuma giden şey var; o da bol pantolonlar. Testislerin serbest olması önemli. 

Korunmalı cinsel ilişki uzun vadede cinsel sağlığı koruyucu etki gösterir. 

Üreme sağlığına en fazla zarar veren şeylerden biri de sigara. Sperm ve yumurtaya çok zararlı. 

iyibilgi.com






Sizin isminiz

Alıcının e-posta adresi



Doğrulama işlemi
2 + 1 = 


Oku Yorum


  • Hakan Beye tesekkurler 

    hakan Beye tesekkur ediyorum. bir suru doktor gercekleri degil, sadece firmalarin kendisine bildirdiklerini soylerken, hakan beyin hakikati dile getirmis olmasi cok onemli. namuslu bilim adamlarinin cogalmasi dilegiyle...
    Sevil Tercan / 05 Ağustos 2007 21:42
  • Kendimiz ettik bulduk 

    Dünyanın başına gelenler ve gelecekler kıyamet alametlerini gösteriyor.Bunuda İnsanlık tabiiki kendi eliyle yapıyor.Uzaydan birilerinin gelip bizi mahvetmesine gerek yok.Enteresan olan çoğunluk olanın bitenin farkında ancak gidişe engel olabilecek kimse yok. Çünkü vaadedilen neyse gerçekleşecek !
    ali gurbey / 04 Ağustos 2007 21:47
  • İSLAMCA YAŞAMAK... 

    Bir Allah Dostu, her maddi hastalığın bir manevi tarafının bulunduğunu söylemişti. Maneviyat Hastanesi'nin tabiblerinin en üstünü olan Sevgili Peygamber Efendimiz'in tebabetle ilgili pekçok güzel söz ve açıklamaları mevcut. Aldığımız gıdaların ehemmiyeti elbette yüksek. Helal-Haram noktası burada büyük ehemmiyet arzediyor. İnsanoğlu, suyu, havayı ve toprağı kirletti. Kendi elleriyle kendi sonunu hazırlamanın eşiğinde! Yiyeceklerin genleriyle oynayarak kısırlaştıran insanoğlu, sonunda kendisini "kısır" bir döngünün içinde buldu. Dinden (İslâm'dan)uzaklaşan insanoğlu, Allah Korkusunu kalbinden uzaklaştırınca ilahi otokontrol mekanizmasından yoksun bir şekilde boşlukta yaşamanın Yalnızlık Anaforu'na yakalandı.
    Tabiatta insanoğlunun emrine amade yiyeceklerin genleriyle oynayanlar, sonunda kendi genlerini değiştirmeye kalkarak YARATICI'ya karşı isyan bayrağını çekmenin acı faturasını ödüyor çağımızda. Bunun adı bugün "Küresel Isınma" olarak ortaya çıkıyor. Yarın ne olacağı meçhul..
    Maneviyat Hastanesi'nin kâinatça ünlü Tabiblerinin sağlıkla ilgili sözlerine kulaklarını tıkayan insanoğlu, bunun cezasını çok kötü çekiyor günümüzde.
    Hz. Mevlânâ, insanı "Kâinatın hülasası" olarak görüyor ve bunun bozulması halinde dengenin de kaybedileceğini ifade ediyordu.
    Kısırlık, erkek ile dişi arasındaki dengenin kaybedilmesi anlamına gelmiyor mu?
    Mehmet Bahadır / 04 Ağustos 2007 18:59
  • İşte görün! 

    Gördünüz mü adam ne güzel anlatıyor?İşte bu kardeşim,ne zaman güzel memleketimin güzel insanları,belli bir konu üzerinde yoğunlaşıp,uzman seviyesine gelirler ve kendi alanındaki doğru ve yanlışları diğer insanlara anlatırlar,işte o zaman kurtuluruz.Yoksa,vay efendim enflasyon şu kadar rakam olmuş,vay dolar düşmüş,borsa yükselmiş gibi afaki konularla,ancak dibe batışımızı geciktiririz,bu kadar basit!
    Gazi Komutan / 04 Ağustos 2007 15:36
  • İSLAM DİNİNDE AİLE PILNLAMASI YOKTUR 

    Müslüman aile pılanlamasını uygularsa,Avrupa gibi ihtiyarlar kalır,Evlenip çoğalmak,islamın emridir,evlenip çoğalmayan,bu sünneti yerine bila sebep getirmeyen peygambere isyan etmiş demektir.ancak tabiiki sebebpleri uygun olacak,imkaqnlar dahilinde olacaktır.
    mehmet selim polat / 04 Ağustos 2007 14:20




HAYY web



Künye | Manifesto | Sorumluluk | Reklam | Bize Ulaşın
iyibilgi tamamen özgür yazılım geliştirme araçlarıyla üretildi. Haber Sistemi

71.73 ms