Ana Sayfam Yap
 Sık Kullanılanlara Ekle

Hükümetin dış politikasını başarılı buluyor musunuz?

  • Evet, başarılı.
  • Hayır, başarısız.
  • Bu konuda bir fikrim yok

Eposta adresinizi verin, iyibilgi'nin özel haberleri posta kutunuza düşsün.





30 Ekim 2015
font boyutu küçülsün büyüsün



'Sınırsız' zeka hapını yutmayın!


İnsan-sonrası devrin ilk alametleri...




'Sınırsız' zeka hapını yutmayın!

İrlandalı yazar Alan Glynn'in 2001 yılında kaleme aldığı The Dark Fields (Karanlık Alanlar) adlı kitap 2011 yılında Hollywood tarafından gümüş perdeye aktarıldığında, "akıllı ilaçlar"ın popüler kültüre tanıtımı açısından önemli bir dönüm noktası aşılmış oldu. Hikaye, çok gizli bir projenin ürünü olan ve sadece kısıtlı miktarda üretilmiş, insan zekasını bir anda geçici süreliğine arttırabilen MDT-48 adlı ilacın etrafında döner. İlacı alan kişilerin hafıza, öğrenme ve algılama kapasiteleri inanılmaz derecede artmakta, kısa süre içerisinde yabancı dil öğrenmekten tutun, yıllar önce okuduğu kitabı noktası, virgülüne kadar hatırlayabilmek gibi sadece bir avuç insanın muktedir olduğu şeyleri belirli bir süreliğine kolaylıkla becerebilmektedir.

Her ne kadar MDT-48'in sağladığı imkanları henüz hiçbir ilaç sağlayamıyorsa da, özellikle ABD'de akıllı ilaç piyasasının çoktan oturduğu biliniyor. Bilimsel adıyla Nootropik (eski Yunanca da akıl ile ilgili anlamında) olarak bilinen bu ilaçlar, özellikle üniversite sınavlarına hazırlanan lise öğrencileri tarafından kullanılıyor. Özellikle odaklanma ve hafıza konularında öğrencilerin tercih ettiği onlarca ilaç, her geçen gün büyüyen ve diğer ülkelere doğru genişleyen bir pazar haline gelmiş durumda. Henüz bir çoğu reçete ile satılan bu ilaçların esas amacının, hiperaktivite sorunu yaşayan gençlerin tedavisi amacıyla üretildiği ancak kısa süre içerisinde girdikleri sınavlarda başarı oranlarını arttırmak isteyen diğer "normal" öğrenciler tarafından kullanılmaya başlandığı biliniyor.

Yakın gelecekte bu tür ilaçların doktor kontrolünden çıkıp rahatça her yerde satılacağı iddia ediliyor. Sadece okullarda değil iş yerlerinde de kolayca temin edilebilecek bu ilaçlar, işverenler tarafından da çalışanlarının üretkenliğini arttıracağı için kullanılması teşvik edilecek. Standford ve Harvard gibi üniversitelerden bir grup uzmanın 2008 yılında Nature dergisinde yayınladıkları makale, bu gidişatın "müjdesini" veriyordu: "Beyin fonksiyonlarını geliştirecek yeni metodlara açık olmalıyız. Toplumsal ve bireysel açıdan zihinsel gelişimin sunacağı bir çok imkan var."

Öte yandan bu ilaçların tehlikeli yanlarının olduğu iddia ediliyor. Haklarında henüz yapılmış uzun vadeli araştırmalar olmadığı için sağlık açısından ne tür tehditleri barındırdıkları bilinmiyor ancak aşırı kullanımda nörotransmiter sistemlere zarar verebildiği, serotonin sendromu, depresyon ve anksiyeteye yol açabildiği iddia ediliyor.

Bunun dışında bir büyük tehlike daha mevcut. Genişleyen piyasadan faydalanmak isteyen kaçak üreticiler, internette çeşitli siteler üzerinden üzerinde hiçbir kontrol ya da denetim gerçekleştirilmemiş maddeleri satmaya çalışıyorlar ki ne içerdiği bilinmeyen bu maddeler ölümlere sebep olabiliyor.

Tıbbi risklerin dışında işin bir de felsefi ve politik yönü var. Literatürde biogenetik manipülasyon kavramı üzerinden tartışılan konunun başında ünlü Alman filozof Jürgen Habermas ve Amerikalı siyaset bilimci Francis Fukuyama'nın eleştirileri ön plana çıkıyor. 2001 yılında Almanya'daki Marburg Üniversitesi'nde verdiği konferansta Habermas biogenetik manipülasyonun tehlikelerine dikkat iki açıdan dikkat çekmiş. Birincisi, bu tür müdahaleler ile birlikte "kendiliğinden olan" ile "işlenmiş" arasındaki fark giderek kayboluyor. Dışarıdan yapılan müdahaleler (gerek doğum öncesi genetik olarak gerekse doğum sonrası ilaçlar yoluyla) kişilerin kendilerine olan inançlarını zorlayabilir keza başardığımız şeyleri, haricen aldığımız ilaçlar ya da genetik müdahaleler yüzünden yaptığımızı düşünmeye başladığımız anda insan doğasına dair kimliğimiz ile ilgili varoluşsal bir krize girebilir, sadece maddenin değil değişmez olduğu düşünülen "töz"ün varlığı da tartışmalı hale gelir. Eğer aldığımız ilaçlar sayesinde akıl kapasitemiz artar ve daha önce başaramadığımız işlerin üstesinden gelmeye başlarsak, bu ilaçların yokluğunda (piyasa şartları ya da olağanüstü hallerde) kimliğimizle ilgili, kendimize olan incanımızla ilgili güvensizlik yaşayabiliriz.

Aynı şekilde olayın siyasi yönünden bakan Fukuyama da, biogenetik ve ilaçlı müdahaleler sonrası, liberal demokrasinin temel varsayımlarından biri olan "kendi kendine karar verebilen özgür bireyin" kaybolabileceği korkusunu dile getiriyor. Sovyetler yıkıldıktan sonra "tarihin sonunu" ilan eden Fukuyama'nın bir diğer korkusu da, biogenetik sayesinde zenginlerin kendileri ve çocuklarını sürekli "geliştirebileceği", yeni bir "üstün sınıfın" piyasa ekonomisinde kontrolü ele geçirmesi. İlaç firmalarının üreteceği "zeka geliştiren" hapların, pahalı olması, onları kullanacak kişileri üst sınıflarla kısıtlayacak, daha zeki olanların daha çok para kazanması ve aynı şekilde daha zekilerin daha çok para kazanması mümkün kılınacak. Kendi kendini destekleyen bir çember...

Özel sektörün dışında devletlerin de vatandaşlarının akli üstünlüğünü sağlamak için yarışa girebilir. Zaten kapitalist düzende iş bulabilmeniz için sürekli zekanızı yüksek tutmanız gerekecekken, bir de üstüne diğer ulus-devletler ile reel politik açıdan rekabette önde olabilmek adına hükümetler kendi vatandaşlarını bu tür ilaçları kullanmak zorunda bırakabilir.

Slavoj Zizek'in dediği gibi, eğer biogenetik, insan aklını manipülasyona açık bir obje haline getirirse, sadece insanlığımızı değil, "doğayı" da kaybetmiş olacağız.

www.iyibilgi.com  özel






Sizin isminiz

Alıcının e-posta adresi



Doğrulama işlemi
1 + 4 = 


Oku Yorum


  • b(ilim) değilmi 

    sevgili kardeşlerim bizi yaradan ilmi isteyene,zenginliği ise istediğine verirmiş...
    gokseldagdelen / 31 Ekim 2015 00:57




HAYY web



Künye | Manifesto | Sorumluluk | Reklam | Bize Ulaşın
tamamen özgür yazılım geliştirme araçlarıyla üretildi. Haber Sistemi

11.428 ms