Ana Sayfam Yap
 Sık Kullanılanlara Ekle

"Paralel yapı" operasyonunda medyaya yönelik bir iktidar baskısı olduğunu düşünüyor musunuz?

  • Evet, düşünüyorum
  • Hayır, düşünmüyorum
  • Bu konuda bir fikrim yok

Eposta adresinizi verin, iyibilgi'nin özel haberleri posta kutunuza düşsün.





27 Aralık 2007
font boyutu küçülsün büyüsün



Butto’yu kim, neden öldürdü?


Bu coğrafyada hiçbir ölüm olağan değildir. Burası Ortadoğu'nun arka kapısı. Butto artık yok. Kim, neden öldürdü bakalım ama bu kanlı kart neden açıldı asıl onu görmek gerekiyor. iyibilgi Ankara




Şurası gerçek ki, Benazir Butto’nun ölümü kimse için sürpriz olmadı. Bekleniyordu demek bile eksik. Zira Butto, ülkesine döndüğü an ağır bir suikaste zaten uğramıştı. O saldırıda 150 kişi hayatını kaybetti.

Pakistan’ın bu kanlı görüntüleri henüz hafızalardayken, Butto’nun hayatına mal olan son saldırı sürpriz olmadı demek bile iddialı. Zira Butto’nun ölmesi zaten isteniyordu. Hiç birşey olmasa dahi Butto, halihazırdaki Pakistan iktidarı için, açık, kesin ve başarıya yakın bir riskti.

Ama bundan zok daha fazlası var. Uluslar arası uzman ve gözlemciler daha bir-iki yıl önce Pakistan’ın geleceğine ilişkin şu kestirmeler de bulunuyordu.

Ülkede Başkan Müşerref güçleniyordu. Üstelik ülke için en sabit tehtidlerden biri olan Hindistan’la ilişkiler toparlanma işaretleri verdiği gibi, en ciddi iç problam sayılan El Kaide üzerindeki baskı da artıyordu.

Bu artılara rağmen, bunlar kadar ağır çeken başka sorunlar vardı. Bir kere ABD, ülkenin bütünlüğünü pek umursamıyordu. Pakistan’ın dağılmasını istemiyordu belki ama pamuk ipliğine bağlı ülkeyi bu konuda görmezden geliyordu.

Keza El Kaide üzerindeki baskı zaman zaman işe yarıyordu ama aynı gerçeklik ülkede şeriatın ağırlığının hissedilmesini engellemiyordu. Pakistan’ın ciddi bir radikalizm sorunu vardı.

Hele hele bu yönde bir iktidar değişikliği Pakistan’ı bir kenara koyup, bölgenin taşlarını yerinden oynatacak etkiye sahip olabilirdi.

Yetmezmiş gibi, yakın zamanda üzerinden üniformasını çıkarmış olsa da-seçim nedeniyle-Müşerref yönetimi askeri bir iktidardı ağır demokrasi eleştirilerine uğruyordu. Yine bir seri gözlemciye göre ülkenin kuzeyi demokratikleşme yolunda anlamlı sayılabilecek adıklar atmıştı ama güney bu tanımlamadan tamamen uzaktı.

Pakistan’ın durumu en kibar ifadeyle şöyle sunuluyordu; “Kaos sürecek ve ABD güdümü devam edecek!”

Kopma noktası: Seçimler!

İşte seçimlere giden daha doğrusu sürüklenen Pakistan’da durum en kaba hatlarıyla böyleydi. Pakistan'da 2007, hem siyasi krizin tırmandığı hem de dinci terör eylemlerinin yükselişe geçtiği bir yıl oldu.
 
ABD'nin teröre karşı sağlam müttefiklerinden Müşerref'in, iktidarı ele geçirmesinden 8 yıl sonra, bu yılın mart ayında ülkede çaplı gösteriler başladı.

Nedeni Müşerref’in Pakistan Yüksek Mahkemesi'ni etkisiz bırakma çabalarıydı. 6 Ekim'de düzenlenen başkanlık seçiminde Müşerref'in yeniden seçilmesi gerilimi daha da körükledi. Ardında da olağanüstü hal geldi.

Ancak seçim başarısı (!) Batı’da aynı duygularla karşılanmadı. Müşerref ağır eleştirilere uğradı. 2008 yılının 8 Ocak’ında yapılacak seçimler öncesinde Müşerref olağanüstü hali kaldırdı.

Tabii bugünden bakılınca bu kararın, ilk alındığı günkü karar gibi doğru olup olmadığı tartışmalı.
 
Bu arada, sürgündeki eski başbakanlar Benazir Butto ile Navaz Şerif seçimler için ülkeye döndü. Zaten sonun başlanğıcı da böyle oldu. Muhalifler özellikle seçim yolsuzluklarının üzerine gitmeye başladılar.

Benazir Butto’nun zaten var olan karizması büyümeye başladı. Ama işin bu noktaya varacağı belli olduğundan Butto daha ülkesine döner dönmez bombalarla karşılandı.

Sonuçta da bugün (27 Aralık 2007) kanlı bir saldır sonucu Pakistan’ın efsanevi soyadını taşıyan Benazir Butto öldürüldü.

Ve şimdi geriye 3 soru kaldı?

Butto’yu kim öldürdü, neden öldürdü, bundan sonra ne olacak? Bunun için düzlemi biraz genişletmek gerekiyor. Çünkü nedenlere giden yol kimin işine yarar sorusundan geçiyor.

ABD istikrarlı bir Pakistan istiyor. Pakistan, teröre karşı savaşın devamında ABD için önemli. Peki istikrar kiminle olur? Bu sorunun yanıtı Washington için ikincil. Kiminle olursa olsun ama olsun.
 
El Kaide lideri Usame Bin Ladin ise, Müşerref'e ve rejimine karşı cihad ilan etmiş durumda ve "seçimleri engellemek için elinden geleni yapacağını" söylüyordu. Bu açık ve sık yapılmış bir tehtid. Bu yüzden Butto’ya yönelik saldırıda El Kaide parmağını aramak-tamamen bir kenare itmek hata olursa da-hayli zor.

Ama şu da unutulmamalı. Butto’nun ölümü Müşerref’in gitmesini kolaylaştırabilir ve bu olasılık tam da El Kaide’nin istediği şey!

Bu noktada Butto’nun ölümünü istikrar bekleyenlerin arzuladığını söylemek de tersini iddia etmek de hayli zor. Butto’nun ölümü ülkeyi yeni bir kaosa rahatlıkla yöneltebilir, hatta ciddi bir ayaklanmanın fitili olabilir.

Diğer yandan Müşerref’le devam etmek isteyenlerin, bu kadarlık istikrardan memnun olanların nispeten kurulmuş düzenin Butto tarafından bozulmasını arzu etmemeleri de mümkün.

Bu olasılıklardan biri ABD’yi eliyor diğeri Pervez’i kurtarıyor gibi gözükse de küresel tezgahlar böyle kurulmuyor. Her ikisinin de makul gerekçeleri gözüküyor.

Batı formülü: Müşerref artı Butto!

Suikaste kadar Batı’nın Pakistan’a huzur getireceğini düşündüğü formül, basit olduğu kadar işlevsel de gözüküyordu.

Batı ülkeleri, El Kaide'nin kara listesinde bulunan Pervez Müşerref ile Butto'nun işbirliği girişimlerinin, terörizmle mücadelede kararlılık açısından en iyi yol olduğunu düşünüyordu.
 
Kaldı ki Butto, yönetime gelmesi ve Pakistan ordusunun yetersiz kalması halinde ABD'nin Pakistan sınırları içindeki El Kaide hedeflerini vurmasına izin vereceğini de söylemişti.

Benazir seçimi kazanabilir miydi?

Pakistan’daki genel eğilim ve kamuoyu havası düne kadar bu intibaı veriyordu. Ama Benazir’in bu müstakbel başarısı kesin olmayacaktı. Bizzat kendisi seçimlerden kazançlı çıkacağını ama iktidara tek başına ulaşmak için yeterli olmayacağını görüyordu.

Bu yüzden başka bir formül de düşünmüştü. Butto, partisinin, kendisi gibi sürgünden dönen eski Başbakan Navaz Şerif ile bir ittifaka katılmasını mümkün gördüğünü, ancak aşırı dincilerle ya da Devlet Başkanı Pervez Müşerref'in kontrolündeki bir ittifaka katılmasının ihtimal dışı olduğunu söylüyordu.

Yani şu veya bu şekilde Butto iktidarında Müşerref’e yer yoktu. Pakistan Devlet Başkanı Müşerref ise tersine, tüm partilerle işbirliği yapmaya hazır olduğunu, seçimden sonra iktidara gelecek herkesle çalışabileceğini açıklamıştı.

Tıpkı üniformasını çıkarması gibi ılımlı sinyaller veriyordu. Navaz Şerif açısından da durum farlı değil.

Şerif, Pervez Müşerref'i iktidardan uzaklaştırmanın yolunun, Pakistan Müslüman Birliği'ni iktidara taşımak olduğunu savunuyordu. Şerif açısından belki bir ipucu burada bulunabilir.
 
Müşerref'i "ABD'ye baş eğmekle" suçlayan Navaz Şerif, 1998'de iktidardayken, Pakistan'ın ilk nükleer silah denemelerini protesto etmek isteyen dönemin ABD Başkanı Bill Clinton'un kendisini beş kez telefonla aradığını, ancak her defasında konuşmayı reddettiğini söylemişti.

Yani bir yandan Butto’nun partneri olma yolunda ilerleyen, seçimlerden ikili bir iktidar çıkma ihtimalinin bulunduğu günlerde Şerif, Müşerref üzerinden Washington’u eleştiriyordu.
 
Şerif, Pervez Müşerref'in ise Washington'dan tek bir telefon gelir gelmez kabul ettiğini söyleyerek, Pakistan'ın dünyada alay konusu olduğunu seçim malzemesi yapmıştı.

Butto ise aynı yanlışı yapmadı. Pakistan Halk Partisi lideri Benazir, Müşerref hükümetini radikal İslamcı militanlara karşı önlem almamakla suçladı. İslamcı militanların güç kazanmasından, Müşerref hükümetini sorumlu tuttu.
Yukarısı böyle ama…

Bu “yüksek” siyasi gelişmeler yaşanırken Pakistan ise kelimenin tam anlamıyla kan ağlıyordu. Hemen her gün büyük veya küçük çapta terör eylemlerinde insanlar ölüyordu.

Siyasi çalkantı içindeki Pakistan'ın en önemli sorunlarından biri de, sayıları 13 bini aşan medreselerdi. Milyonlarca çocuk temel eğitimlerini medreselerde alıyor. Denetimden uzak bu kurumlar kimilerine göre ''cihad fabrikaları'' işlevi görüyordu.

Pakistan’la ilgili tüm gelişmeleri Müşerref karşıtı okumaya tabi tutmak da doğru değil. Zira ülkede Butto ve Şerif karşıtı geniş bir kesim de bulunuyor. Bir çok kişi özellile 11 Eylül’den son Müşerref’in ülkeyi gayet iyi yönettiğine inanıyor.

Gerçi bunu ABD yardımına bağlayalanlar da var ama aynı şekilde bu insanlar da Müşerref olmasa bu yardımın gelmeyeceğini düşünüyor.

Yani Butto ve Şerif de tartışma konusu. Devlet Başkanı Müşerref kadar Pakistanlı siyasi liderler de tartışma konusu. Onların da parti içinde birer diktatör olduğunu düşünenlerin sayısı az değil. 
 
Gerilimin azalmadığı Pakistan’da yılın sonuna yaklaşırken, bugün Butto’nun bir seçim mitinginde düzenlenen intihar saldırısında hayatını kaybettiğinin açıklanmasıyla ülkedeki siyasi krizin kısa vadede yatışmayacağı hatta giderek daha da derinleşeceği artık görülüyor.

Zoom…

Küresel bir başka okuma ise bölgeyle ilgili. Pakistan önemli bir coğrayaya hakim. Ortadoğu’nun bir anlamda kapısı olduğu gibi ABD’nin hassasiyet sahibi olduğu Çin ve Hindistan konularında da sağlam bir geçit.

ABD’nin, İngiltere’nin, İsrail’in ve müttefiklerinin özellikle İran, Irak, Suriye resmi üzerinden Pakistan’a bakışları da çok önemli. Butto’nun öldürülmesi bu resmi bozabilir. Pakistan bu bağlamda “düşmesi” tüm dengeleri alt üst etme potansiyeli taşıyor.

Arkası çökmüş bir Batı kontrolündeki Ortadoğu bir çok beklentiyi boşa çıkarabilir. Kaldı ki Çin’in ve Hindistan’ın bile Pakistan’dan enerji konusunda beklentileri vardı.

Pakistan kaosu Butto’yu kimin öldürdüğünü belki “şahıs” olarak ortaya çıkarabilir. Ama perdenin arkayı gösterecek biçimde açılması zor. Bize düşense “cive” Pakistan halkının bu işten en az yara ile kurtulmasını temenni etmek.






Sizin isminiz

Alıcının e-posta adresi



Doğrulama işlemi
1 + 2 = 


Oku Yorum


  • iyiler uzun süre yaşamaz 

    iyi olan fazla yaşamaz o korkosuzdu bile bile vatanı için ölümü göz ardı atti
    ilkay aktoprak / 29 Aralık 2007 19:33
  • BENAZİR BUTTO ve TARİHTE İMPARATORİÇE RAZİYE BEGÜM SULTAN ’nın SONU 

    BUTTO'nun suikasta kurban gitdiği PAKİSTAN, BENGALDEŞ, HİNDİSTAN devletlerinin bulunduğu araziye HİND YARMADASI ya da HİND KITASI denirdi ve bölgeye atalarımız asırlarca hakim oldu.

    TÜRKLER'in 11. ASIRDAN 19. ASRA kadar hakim olduğu HİND'TE çok sayıda devlet ve BABÜR-GÜRGANİYE İMPARATORLUĞU'nu kurup, meşhur şahsiyetler yetiştirip, TAÇ MAHAL gibi ABİDEVİ ŞAHASER İNŞA ETDİK.

    HİNDE yetiştirdiğimiz ABİDE ŞAHSİYET de BUTTO gibi katledilen İMPARATORİÇE RAZİYE BEGÜM SULTAN'dır.Daha önce REHBER ANSİKLOPEDİ ve TÜRK SULTANLARI ansiklopedilerine yazmıştım.KISACA;

    Babası Şemseddin İltutmuş, annesi Terken/ TÜRKAN Hâtun'dur. Sultan Şemseddin İltutmuş tarafından, 1232 yılında Dehli tahtına veliaht tâyin edildi ve devlet adamları da bîat etti. İltutmuş’un iki oğlu variken, kızı Râziye Sultanı Dehli tahtına veliaht tâyin etmesi; aklı, zekâsı, halkın sevmesi ve saraydaki idârî hareketlerindendir. Fakat babasının 1236’da vefâtıyla, kardeşi Rükneddîn Fîrûz Şâh, Dehli Sultanı îlân edildi. Fîrûz Şâhın devlet idâresiyle alâkadar olmaması üzerine, tahttan indirilip, Râziye Begüm, Dehli Sultanı oldu.

    Râziye Begüm Sultan, 1236’da Dehli tahtına sâhip olunca, babasının hastalığı ve kardeşi devrinde ihmâle uğramış ve ortadan kakmış an’ane ve âdetleri tekrar canlandırdı. Ülkede âdil bir îdare kurup, ihtiyâç sâhiplerine cömertçe ihsânlarda bulundu.

    Râziye Sultanın saltanatı devrinde, Hindistan’daki Karamatîler ve Mülhidler zümresi faaliyetlerini arttırdı. Bozuk din mensubu Karamatî ve Mülhidler, Nur-Türk liderliğinde isyân edip, Sind Bölgesi'nden, Con ve Ganj nehirleri kıyılarından gelerek, Dehli’de toplandılar. Nur-Türk’ün, Ebû Hanîfe ve İmâm-ı Şâfiî hazretleri ile mezhep mensuplarının aleyhinde bulunmaları, sapıkların Cumâ günü Dehli’deki Câmi-i Mescid’e, Muizzi Medresesine silâhla girmeleri ve katliam yapmaları üzerine, tedbir alındı. Âsî Karamatîler, ordunun ve halkın desteğiyle Nur-Türk ve pek çok taraftarı öldürüldü. Dehli, âsîlerden ve bozuk din mensuplarından temizlenerek, emniyet ve huzur sağlandı.

    Râziye Sultan, 1238 yılında Gwalyar Seferi'ne çıktı. Gwalyar’da ordu ve ihtiyâç sâhiplerine bol bahşiş ve ihsânlarda bulunup, hediyeler dağıttı. Görev vermede hassâsiyetle hareket edip, kıymetli âlimleri Dehli’deki Nâsıriyye Medresesi'ne tâyin etti.

    Râziye Begüm Sultan'ın hükümdârlığını, Türk asıllı kumandan ve beyler çekemeyerek, 1240’ta tahttan indirip, kardeşi Behrâm Şâhı Dehli Türk Sultanlığına getirdi. Râziye Begüm Sultan ise, hapsedilmek üzere Taberhinde Kalesi'ne gönderildi. Buradayken, Melik İhtiyârüddîn Altuniyye ile evlenen Râziye Begüm, büyük bir kuvvetin başına geçti. Nitekim Melik Altuniyye’nin birlikleri yanında Gakhar, Catvan ve diğer yerlilerden topladığı askerlerle, 1240’ta harekete geçerek, Dehli tahtını tekrar ele geçirmek üzere hareket etti. Dehli’den Melik İzzeddîn Muhammed Sâlari ve Melik Karakuş da Râziye Begüm Sultanın kuvvetlerine katıldı. Behrâm Şâhın ve Râziye Begüm Sultanın orduları Kaytal’da karşılaştı.

    Mağlup olan Begüm Sultan, esir olmamak için savaş meydanından uzaklaştı. Hindû bir rençber, Râziye Sultanı, zîneti için öldürüp, tarlaya gömdü. Hindû rençber, mücevherlerle işlenmiş elbiseleri satarken, çarşıda yakalandı. Soruşturmalar netîcesinde Râziye Begüm Sultanın mezarı bulundu. Râziye Begüm Sultan, bozuk din mensuplarına karşı mücâdele ettiğinden ve âdil, cömert ve cesur olduğundan, âlimler ve Dehlililer tarafından kendisine çok hürmet edilirdi. Cesedi tarladan çıkarılarak, muhteşem bir dînî merâsimle defnedilip, Con Nehri kenarındaki mezarının üstüne türbe yapıldı.

    Râziye Begüm Sultan, Türk İslâm târihinde ender rastlanan, ilk kadın sultandır. Batıdaki nümûnelerinin dışında, ahlâksızlığa ve saray entrikasına düşmeden hükümdârlık yapıp, devlete ve millete çok hizmet etti.

    Adâleti, cömertliği, ilme, âlimlere ihsânı ile meşhurdur. Dehli’de kestirdiği paralarda “Umdetü’n-Nisvân Melike-i Sultan Râziye binti Şemseddîn İltutmuş” diye yazılıp, “Râziyetü’d Dünyâ ve’d-Dîn” ve “Belkıs-i Cihân” unvânlarını taşıyordu. Râziye Begüm Sultan giyimine çok dikkat eder, erkek elbisesi hiçbir zaman giymez ve yüzüne de nikap takardı.

    -Hamiş: Dehli Türkçe, Delhi İngilizce yazılışıdır.

    Maksadım aktuel bir konu ile tarihi şahsiyetlerimizi irtibatlandırıp, aydınlatmaktır.Selamlar...gazanfersah@mynet.com
    EDİTÖR'den Sayın Gazanfer, değerli katkınıza teşekkür ederiz. Fakat "bağlantılar"ı biraz daha netleştirerek verebilseydik, amaç daha ziyade hasıl olurdu. Yorumlarınızı bekliyoruz. Sevgiler.
    gazanfer sah / 29 Aralık 2007 12:41
  • Alemsiniz valla. 

    Diyorsunuzki ABD kimolursa olsun sonrada El Kaide. Yahu El Kaidenin ipleri kimin elinde, talibanı kuran CIA, El Kaideyi kuran CIA. Yahu arkasında ABD olduğunu herkes biliyorda bizim medya bir türlü uyanamadı.
    kuvva i milliye / 28 Aralık 2007 00:03




HAYY web



Künye | Manifesto | Sorumluluk | Reklam | Bize Ulaşın
tamamen özgür yazılım geliştirme araçlarıyla üretildi. Haber Sistemi

8.057 ms