'Gamalı Haç'a yakın plan: Thule, Ergenekon… | " /> 'Gamalı Haç'a yakın plan: Thule, Ergenekon… | "/>

En Sıcak Konular

'Gamalı Haç'a yakın plan: Thule, Ergenekon…

14 Nisan 2008 11:45 tsi
'Gamalı Haç'a yakın plan: Thule, Ergenekon… iyibilgi, Güler Kömürcü’nün kolundaki ‘hilal içindeki gamalı haç’ dövmesinin şifrelerini çözüyor. Svastika’nın Şaman inancının köklerindeki yeri, Güneş Dil Teorisi ve ‘Bütün halkların atası Türk’tür’ tezinin Ergen

Güler Kömürcü’nün kolundaki hilal içindeki gamalı haç işareti haberleri gündemi bir anda terk etti.

Kömürcü’nün kolundaki gamalı haç Nazizmin simgesi olarak değerlendirildi. Çıkan haberler üzerine Kömürcü’nün kaleme aldığı yazının alt metnindeki ‘cazibe’ görülemedi ve atlandı.

iyibilgi, kapatılan bir defteri bugün yeniden açıyor.

En başa dönelim.

Bilindiği üzere bundan iki hafta kadar önce Kömürcü’nün kolundaki gamalı haç dövmeli tatil fotoğrafları internete düşmüş ve Nazi simgesi olarak algılanmıştı.

Bunun üzerine Kömürcü köşesinde şunları yazmıştı:

“Gamalı haç olarak bilinen sembolün gerçek adı ‘Öz kader çarkı’ ya da yaygın tanımla ‘Svastika’dır. Ve bu sembolün aslında faşizmle ya da Hitlerle de ilgisi yoktur.

Svastika sembolü eski çağlarda Hinduizm’de de yaygın olarak kullanılmasına rağmen, sembolün kökeni Mayalar, Sümerlilere kadar uzanır (M.Ö 4000).

Svastika, Orta Asya medeniyet abidelerinin üzerinde, Türkler’e ait çok sayıda kaya resmi, işaret, halı, kilim motifleri, çeşitli ev eşyalarında, damgalarda kullanılarak yüzyıllardan günümüze ulaşmıştır.”

MADALYONUN ÖTEKİ YÜZÜ...

Kömürcü’nün de ifade ettiği üzere Svastika’nın Türk kültüründe önemli bir yeri var.

Tabi Kömürcü’nün ifade etmediği şeyler de var. Svastika’nın Şaman kültürünün köklerine kadar uzanan uzun yolculuğunda Güneş Dil Teorisi’nin, ‘Bütün halkların atası Türk’tür’ tezinin de ayrı ayrı yerleri var.

Bu noktada Kazım Mirşan ve Haluk Tarcan ekolünün adlarını anmamak, onlara 'haksızlık' olur.

Ve üzerinde asıl durmamız gereken nokta: Thule örgütü!

Birçoklarımızın hiç duymadığı, simgesi gamalı haç olan bu karanlık örgütün Ergenekon ile bağları üzerine yazılıp çizilenler şaşırtıcı.

Aşağıdaki satırlarda uzun ve her satırı gizem taşıyan röportajını okuyacağınız Aydoğan Vatandaş, Kayıp Kitap-Barnabas’ın Sırrı’ adlı kitabında Ergenekon örgütü ile Hitler’i iktidara getiren Thule örgütü arasında şaşırtıcı bağlantılar kuruyor.

Kitapta Thule’nin Almanya’yı Hıristiyanlık öncesi Pagan köklerine götürmeye çalıştığı belirtilirken, Ergenekon’un ise Türkleri Şaman köklerine götürmeye çalışan bir örgüt olduğu, her iki örgütün kurucusunun da aynı kişi, Baron Rudolf Von Sobbettondorf olduğu anlatılıyor.
 
Ve anlamlı bir ayrıntı daha: Türkiye'de Tayyip Erdoğan'a Nazi yaftası yapıştıran Ulusalcı kesimin temsilcilerinin Hitler'in de güç aldığı Thule örgütü ile ‘simgesel’ bağlarının olması ne garip değil mi?

Bu bir tesadüf mü; yoksa…

Yoksa’sına siz daha sonra bir ara cevap arayın.

Biz şimdi sizi Aydoğan Vatandaş röportajı ile baş başa bırakalım.

Kitabınızda Ergenekon ile Thule arasında şaşırtıcı bağlantılar kuruyorsunuz. Bunu biraz açabilir misiniz?

Evet.  Ergenekon ve Thule’nin birbirine çok benzeyen örgütler oluğunu düşünüyorum. Thule, kurulduğu ilk günden beri karanlık bir örgüttü. Alman aristokrasisinden oluşan, karanlık amaçlar güden bir örgüttü. Arkalarında Germonerden adında bir başka örgüt vardı. Tapınakçılardan fazlaca etkilenmişlerdi. Okültist, simyacı ve Kilise karşıtıydılar. Sembol olarak gamalı haçı benimsemişlerdi.

Şaşırtıcı bir şekilde bu sembol daha sonra Nazilerin de resmi amblemi olmuştu. Ari ırkın üstünlüğünü ve pan-Cermenik bir Alman imparatorluğunun kurulmasını savunuyorlardı. Pagan antik Alman kültürünün yeniden uyandırılması en büyük hedefleriydi. Bu bağlamda Ergenekon’un da Türkleri İslam öncesi Şaman köklerine götürmek isteyen bir örgüt olduğunu değerlendirmek mümkün. Zaten basında çıkan kimi haberlerden bunun ipuçlarını da görebilmekteyiz.

İlginçtir ki Alman ordusu içinde nasyonal sosyalizmi örgütleyen Thule örgütünün kurucusu Baron Rudolf von Sebottendorff’tu. Uzun yıllar doğu ülkelerinde bulunmuş, araştırmalar yapmıştı. Baron Rudolf Von Sebottendorff hem Osmanlı, hem de Alman vatandaşıydı, hem Bektaşi hem de Mason’du. Akşam Gazetesi ‘Hitler`in arkasında bir Türk vatandaşı vardı’ başlıklı 1. sayfadan duyurdukları bir yazıya yer vermişti.

Kim yazmıştı o yazıyı?

Sanırım Serdar Turgut yazmıştı, Aytunç Aktındal'ı kaynak göstererek. Türk vatandaşı olduğu söylenen Baron, Almanya’da Hitler’i iktidara getiren bir örgüt kurabildiyse, 1933-45 yılları arasında Türkiye’de olduğuna göre, neden benzeri bir örgütü de Türkiye’de kurmuş olmasın? Baron herhalde Türkiye’de çelik çomak oynamadı!
 
Baron Mısır ve İstanbul’da da uzun süre kalmıştı. Bu gezileri sırasında simya, astroloji ve Kabala ve İslam sufizmi üzerinde çalışmalar yapmıştı.

Burada dikkatimi çeken bir başka nokta ise Baron ve adamlarının bir müddet sonra zamanın İçişleri Bakanı Şükrü Kaya vasıtasıyla o zamanki adıyla MAH bugünkü ismi ile MİT’le bağlantılarının olmasıydı. Şükrü Kaya o dönemin en kritik adamlarından biridir. O dönem Alman nüfuzunun Türkiye üzerinde en yoğun olduğu dönemdir. Varlık Vergisi’nin uygulandığı yıllar. Nazi etkisi açıktır. Bu döneme ışık tutan en değerli kitaplardan biri ise şu an nedense piyasada bulunmayan Uğur Mumcu’nun ‘40’ların Cadı Kazanı’ adlı kitaptır.   

Baron o dönemde Türkiye’de ne yapıyordu?

Nisan 2006 tarihinde çok önemli bir kitap yayınlandı. Adı ‘Eski Türk Masonları’nın Uygulamaları.’

Kitabın yazarı Baron Rudolf Von Sebottendorf’tu. Kitabın yayıncısı ise Namık Kemal’in torunu Numan Menemencioğlu’nun  yeğeni olan Kemal Menemencioğlu’ydu.

Menemencioğlu önsözde şöyle diyor:
 
‘Bu sıralarda Sebbottendorf Türkiye’de çalışıyordu. O sırada casuslukla ilgisi olup olmadığını bilmiyoruz ama Türkleri ve Türkiye’yi çok sevdiği eserin her sayfasında açıkça belli. İkinci dünya savasında ise Türkiye’de casusluk faaliyetlerinde bulunduğu kaydedilmiştir.’

Anti-Bolşevik bir Monarşist olan ve aynı zamanda Hilafetçi bir Osmanlıcı olduğu söylenen Sebbottendorf’un her ne kadar Nazilerle arası açılmışsa da, Hitler’in iktidara geçmesinde rolü kesin.

1897 yılında Mısır’ın İskenderiye şehrine gelen Sebbottendorf, Hüseyin Pasa ile görüştükten sonra 1900 yılına kadar, Hıdiv Abbas Hilmi’nin hizmetinde çalışmıştı. 1900 yılında İstanbul’a gelerek Hüseyin Fahri Paşa’nın Beykozdaki (Çubuklu) köşkünde misafir kalmıştır. Hüseyin Paşa hem Bektaşi, hem de Mason’du.
 
Aynı kitaba bir açıklama yazan, araştırmacı Erhan Altunay ise şöyle demektedir:

‘Bu bağlamda incelersek Sebbottendorf’un sözünü ettiği ‘Türk Masonları’nın aslında bu Masonik kuruluşlar ile alakası olmadığını görürüz. Sebbottendorf olsa olsa başka bir İslami tarikattan bahsetmekte, bu da büyük olasılıkla Masonlukla benzerlik gösteren Bektaşiliğin bir kolu olmaktadır.’84(Eski Türk Masonları’nın Uygulamaları, Hermes Yayınları, sf 102)

Kemal Menemencioğlu, Mehmet Sabahattin adlı bir yazarın konu ile ilgili bir makalesini tercüme eder ve kitaba koyar. Kitabin 111. sayfasında su ifadeler önemlidir:

‘Thule kısa bir surede komünist karşıtlığı ve milliyetçilik mucadelerinin odak noktası haline gelmişti.’ 85(Eski Türk Masonları’nın Uygulamaları, Hermes Yayınları, sf 111)

Yani tıpkı Ergenekon gibi.

Hilal ve Gamalı Haç dövmesi bu örgütün sembolü olabilir mi?

Bunu bilmiyorum. Ancak bilinçdışı, bilincin konuştuğu dili anlar.  Bunun sebebi, bilinçdışı dili, bilincin tersine kelimeler kullanmaz, onun dili sembollerdir ve iletişim tarzı yazılı kelime veya konuşma değil, imgelemedir. Bunun kuşkusuz bir anlamı vardır. Dolayısıyla bu tür sembollerle kişiler aslında farkında olarak ya da olmayarak faaliyetlerine büyüsel-törensel bir anlam yüklemek istemektedirler.

Bu bağlamda Almanya’da birbiri ardısıra yaşanan Türklere yönelik Nazi bağlantılı kundaklama olaylarının zamanlamasının özel bir anlamı var mı?

Son derece ilginç bir durum doğrusu. Üstelik de ilginç olan bununla da sınırlı değil.

Görgü tanığı küçük bir kız çocuğu elinde baston olan bir adamı olay yerinden uzaklaşırken görmüş, kendisine ‘ne yaptığını sorusuna ise ‘ben Almanım’ yanıtını aldığını aktarmış.

Şimdi, Hrant Dink cinayeti ile Ergenekon örgütü suçlanıyor. Bu suikastla ilgili klip yapan bir genç vardı, elinde ise bir asa bulunuyordu hatırlarsınız.

İki olay arasında, örgüt sembolizmi bakımından bir bağlantı var galiba...

Bu mümkün görülüyor.

Öncelikle bu genç, o asayı neden eline almıştır? Bu davranış bilinçli mi yoksa bilinçaltı ya da bilinç dışı bir davranış mıdır?
 
Üzerinde Trabzonspor armalı eşofmanı, Türk Bayrağı’nın önünde "amatörce" poz veren bu genç neden elinde bir "asa " tutar? Nerden gelmiştir aklına bu? Bu yaşta genç bir adam için bu tür bir asa kolayca bulunacak birşey midir?

Bu genç aslında asayı yani sihirli değneğini eline aldığı zaman bilinçaltına iradenin devreye geçmesi gerektiğini söylüyor. Zira asa iradeyi temsil eder. 
 
Bu gencin tamamen milliyetçilik duygularıyla verdiği bu pozda bu Asa o çocuğun elinde sanki bir emanet gibi durmaktadır. 
 
Sizce Ergenekon muvazzaf askerlerden destek alıyor mu?

Ben Ergenekon’u tarihsel kökleri olan, ideolojik temelli, nasyonel sosyalist eğilimler taşıyan ama iktidarını kaybetmemek için hemen herkesle de ittifaklar kurabilecek bir örgüt olarak görüyorum. Kanımca Kemalist çizgiye değil daha çok Enverist çizgiye, İttihatçılara yakındır. İttihatçıların da Alman nüfuzu altında olduklarını, Enver’in Kafkaslar’da İngiliz aleyhtarı bir siyaset izleyerek Alman-Rus jeopolitiğine uygun bir konum aldığını biliyoruz. Demek ki Enver’le Mustafa Kemal arasındaki mücadele sadece liderlik mücadelesi değil aynı zamanda jeopolitik bir mücadeledir. 

II. Dünya savaşı yılları arasında Alman etkisinde olan örgüt, değişen dünya konjonktürüne göre kendini yeniden tanımlamış olmalı. Dikkat ederseniz II. Dünya savaşı sonrasında Alman istihbarat elitinden bazı isimler de Amerika’ya gidip CIA’nın organizasyonunda görev aldılar. Türkiye’deki elit de Amerikan etkisi altında kaldı. Eşit olmayan 2 güç stratejik işbirliğine girdiğinde, bu, zayıf gücün güçlü olanın uydusu olmasıyla sonuçlanır.

Soğuk savaş süresince Ergenekon ve ABD arasındaki ilişkinin pozitif yönde seyrettiğini analiz edebiliriz.

Diğer taraftan, bu tür örgütlerde motivasyon çok önemlidir. Ergenekon her örgütte, her partide, her gazetede, her kurumda vardır. Devlet içerisinde bir paralel devlettir. Kanımca ordu içerisinde bazı kurumlarda da çok etkilidir. Özellikle de görevi zaten örtülü operasyonlar yapmak olan bir kurumda. Yani Türkiye’nin bir işgal durumunda yeniden organize olmasını sağlamakla görevli bir kurum barış zamanında her halde boş duruyor olmalıdır.

Özel Harp Dairesi’ni mi kastediyorsunuz?

Önceleri daha çok sol çevrelerin Gladyo, Kontrgerilla kavramları yaygındı ve Genelkurmay’a bağlı Özel Harp Dairesi ve Özel Harp Dairesi’nin atası sayılan Seferberlik Tetkik Kurulu için kullanılırdı. Sonraları Daire’nin adı Özel Kuvvetler Komutanlığı oldu.
Derin devletin daha çok bu kurumlarla irtibatlı olduğu düşünülürdü.

Sonra Deniz Kuvvetleri’nden emekli bir binbaşı, Erol Mütercimler, Ergenekon adlı bir örgütten bahsedince işler değişti. Derin devlet tartışmaları bu kez, Ergenekon kelimesi üzerinde yoğunlaştı.

Mütecimler’e göre soğuk savaş döneminde Komünizme karşı Avrupa’da kurulduğu söylenen Gladio örgütünün bizdeki karşılığı Ergenekon’du. Mütercimler’in adını merhum Memduh Ünlütürk Paşa’dan duyduğunu söylediği Ergenekon, ‘ülkeyi 1971'den sonra 12 Eylül'e kadar planlı programlı şekilde terörün, anarşinin içine sokmuştu. Sonunda gelinen noktada, artık sokağa çıkamayan, can güvenliği olmayan, beş dakika sonrasından emin olamayan Türk halkı darbeyi, askerleri yalvar yakar ister hale getirilmişti.

Mütecimler’in o yıllarda Ergenekon ile ilgili açıklamaları, Can Dündar’ın kitabından ayrıntılarıyla okunabilir. 2005 yılında ‘Derki’ adlı internette yayın yapan haber aktüalite dergisinde Dr. Mütercimler Metin Under’e şöyle der:

‘Altını çiziyorum, derin devlet diye birsey yoktur. Bizde derin devlet diye bir olgu yok. Ne var, çıkar çeteleri var. Devletin içinde kurulmuş çıkar çeteleri var. Bunlar çete, bunlar eşkıya.’ (http://www.derki.com/sayfalar13/erolkomplo.html)

Muhabir Metin Under dersine iyi hazırlanmıştır ve soruyu patlatır: ‘Ergenekon adlı Derin Devlet yapılanmasıyla ilgili bildikleriniz neler?’

Yanıt son derece ilginçtir. ‘Ergenekon bana Tümgeneral Memduh Ünlütürk tarafından anlatıldı. Açıklamayacağım. Çok büyük bir hadisedir. Toplam üç nüshası vardır. Birisi bendedir ve de ölene kadar gizli kalacaktır. Bir nüsha banka kasasında gizleniyor. Muazzam bir derin devlet örgütüdür. Ama ben ölene dek gizli tutacağım, açıklamayacağım. Benden sonra birileri doğru olduğuna kanaat getirirse açıklar.’ (hhttp://www.derki.com/sayfalar13/erolkomplo.html)

www.iyibilgi.com özel Ömer Çakkal



Bu haber 14,361 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,338 µs