Ana Sayfam Yap
 Sık Kullanılanlara Ekle

Hükümetin dış politikasını başarılı buluyor musunuz?

  • Evet, başarılı.
  • Hayır, başarısız.
  • Bu konuda bir fikrim yok

Eposta adresinizi verin, iyibilgi'nin özel haberleri posta kutunuza düşsün.





01 Ağustos 2013
font boyutu küçülsün büyüsün



'Ankara rol çalmaya çalışıyor'


Türk-Kürt ittifakı kimleri rahatsız ediyor?




TRT Haber kanalında her hafta Çarşamba günleri yayınlanan ve Faruk Bilgin'in sunduğu Açı programının bu haftaki bölümünde Türkiye'nin Suriye sınırındaki gelişmeler ve Mısır'daki son olaylar konuşuldu. Gazeteci Faruk Bilgin sordu, Prof. Dr. Sedat Laçiner, Prof. Dr. Talip Küçükcan ve Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan yanıtladı. Programdan satır başları şöyle:

Prof. Dr. Sedat Laçiner:

Ankara'nın bakış açısı şu: Irak'ın Kuzey'inde Barzani ve Talabani ile birlikte fiiliyatta bağımsız bir devlet var. Bağdat'ın otoritesi kuzeyde etkili değil. Biz kendi çıkarımıza bakıyoruz, Türkiye olarak. Mezhep çatışmasının ve terörün Türkiye'nin sınırlarına bulaşmasına engel olmaya gayret ediyoruz.  Aynı durum şu anda Suriye tarafında geçerli. Türkiye sadece Esad'a karşı muhalefeti değil, Kürtleri de kendi yanına çekmek istiyor. Şu anda bu Kürtler PYD'nin büyük oranda kontrolü altında. Taban destek vermiyor belki ama PYD'nin elinde silah olduğu için şu anda kontrol PYD'de. Türkiye burada iki yönlü strateji izliyor.

PKK ateş gibi bir şey. Elimizi yakıyor, tuttuğumuzda. Herkes PKK'yı bize karşı kışkırtıyor, PKK üzerinden Türkiye'ye zarar vermeye çalışıyorlar. Türkiye'de şöyle bir mantıkla hareket ediyor: Madem bu ateşi kucağımıza atıyorlar, biz de sınırın dışına atarız. PKK'yı dışarı çıkarma gayretinin en temelinde yatan mantık bu. İlk hamlesini yaptı ve içeride çatışmasızlık ortamı oluştu. İkinci hamle şu: PKK'nın dikkatini Türkiye dışına alıp, mümkünse Suriye'ye kaydırmak.

Türkiye'nin Ortadoğu dengeleri açısında PKK ve Kürt meselesine bakış açısı şöyle: İran, Suriye, Hizbullah ve Rusya ile birlikte Kürtleri Türkiye'nin karşısında, kendi lehine çekmeye çalışıyor. Zaman zaman tuhaf suikastler ortaya çıkıyor ki, PYD'nin kurucu üyesine yapılan son suikast örnektir. Bir numaralı şüpheli İran veya İran'ın tavsiyesi ile Muhaberat. Türkiye burada Kürtleri kaybeder, Suriyeli Kürtler İran kanadına geçerse, oradaki PKK Türkiye'ye karşı savaşmak için teşvik edilir. İran ve Suriye kendi kucağındaki o ateşi Türkiye'ye doğru fırlatır. Şu ana kadar İran çok rahatlamıştı çünkü PJAK'ı 2 yıldır tasviye etmişlerdi. Şimdi İran, Suriye ile birlikte PYD'ye ayrı bir devlet kurun dedi: "Biz ayrı bir devlet kurmanıza ses çıkarmayız. Bizim için düşman El Nusra, ÖSO ve Türkiye'dir. Biz sizin devlet kurmanıza yardımcı olacağız." İşte Türkiye burada rol çalmaya çalışıyor. Yani İran'ın kapmaya çalıştığı PYD'yi kendi yanına çekmeye çalışıyor. Burası o kadar karmaşık ki. İç çatışmalar çok olabilir. Araplar ve Kürtler arasında hem Suriye'de hem Irak'ta çok ciddi sıkıntılar yaşanabilir. Burada hiçbir aktör yarını düşünme lüksüne sahip değil.

Prof Dr. Deniz Ülke Arıboğan

Türkiye ilk defa sınır ötesindeki Kürt meselesine dair politika uygulamaya çalışıyor. Daha önce İran'ın, Suriye'nin ve Irak'ın Kürt kartını oynadığına şahit olduk. Türkiye bu konuda hep edilgen olmuştur.
Benim görebildiğim kadarıyla Türkiye şimdi oluşumu başından beri yönlendirmeye ve yönetmeye çalışıyor. Kendisine rağmen bir şeyle sonradan ilişki geliştirmenin zorluklarını biliyor. Kuzey Irak'takine benzer bir yapılanmanın çok mümkün değil gibi görünüyor. Birincisi Kürtlerin yerleşim ve yayılma alanı açısından net bir birliktelik yok. Irak'taki bölge petrol bölgesi, çok ciddi gelir kaynakları olan bir yer. Üzerine Saddam Hüseyin'in Kürtlere karşı uyguladığı politikalar vardı. Burada ise biribirine muhalif Kürt kesimlerinin birlikte yaşadığı bir bölgeden söz ediyoruz. PKK en etkili gruplardan biri. Göründüğü kadarıyla burada bir Kürt bölgesi oluşturmak yerine bir muhalefet bölgesi oluşturmaya doğru sevk etmeye çalışıyor. İçinde Türkmenlerin de Arapların da bulunduğu bir bölgeye doğru yönlendirmeye çalışıyor. Siyasi değil fonksiyonel bir birliktelik olarak tanımlamaya çalışıyor. Kürt meselesi bizde hep bir olumsuzluk faktörü olarak algılandığı için bu konuya el atıp da bir araç olarak kullanmaktan çekinmişiz. İlk defa böyle bir şey yapılıyor.

Bütün Ortadoğu dengeleri ile çok bağımlı bir şeyden söz ediyoruz burada. Ortadoğu'da Arap Baharı ile beraber ortaya çıkan rüzgar tamamen terine döndürülmüş durumda. Türk dış politikası açısından önemliydi bu çünkü ortaya çıkan dönüşüm AK Parti'nin başarı hikayesinden ilham alarak gelişen bir hareket söz konusuydu. Şimdi Türkiye'nin sınırlarını vurabilecek tehlikeye dönüşüyor.

Görebildiğim kadarıyla Kürt meselesi Türkiye açısından bir tampon bölge olarak da gelişiyor. Türkiye kendisini biraz da Ortadoğu batağına karşı savunmaya almaya çalışıyor. Kürtler ile oluşturulan ittifak Türkiye'nin bütün sınırı boyunca bir tampona dönüşmeye başlıyor. Bugün gelinen noktada özellikle Mısır politikasında ayrım nedeniyle Körfez ülkeleri ve Selefilerin uyguladığı politika ile Türkiye'nin İhvan üzerinden geliştirdiği farklı politikası çatışma halinde. Ve El Nusra Türkiye için ciddi bir tehlikeye dönüşebilir. Bu anlamda biraz onlara karşı da dengeleyici bir tampon oluşturmak zorunda kalıyor. Türkiye fevkalade ciddi bir şekilde, tahmin etmediğiniz yerden karıştırılabilir. Türkiye Kürt politikasını artık düşmanlık ve çatışma üzerinden tanımlamak istemiyor. Çok çeşitli nedenleri var. Bugün geldiğiniz noktada silah bırakmaya ve siyasallaşmaya çalışan bir hareket var ortada. Bu insanlar silahı bırakıp siyaset yapmaya karar verdikleri anda bir çok ortak nokta bulmak mümkün. Eğer meşru düzlemde siyaset yapan bir grup olursa PYD, Türkiye açısından çok büyük bir problem olmaz. Siyasi bir parti olarak algılarsınız. Ama eli silahlı ve Türkiye'ye karşı mücadele eden bir örgüt olduğu müddetçe, mücadele alanı genişlemiş demektir. Arap Baharı'nın tersine dönmüş olması, Türkiye ve Kürtler açısından sıkıntılı bir süreçtir. Otoriter yönetimler yeniden gündeme gelmeye başlıyor. Kürtler açısından kolay bir dönem değil. Bu sadece Türkler açısından zorluk olarak bakmayalım. Bağımsızlık ve kimlik hakları isteyen halklar için hiç de elverişli bir dönem değil. Bunun anti-tezi gelişiyor. Büyük bir siyasal çatışmanın ortasına sıkışmış bir kitleden söz edeceğiz yeniden. O nedenle Kürtler açısından da Türkiye ile olan ilişkilerin doğru tanzim edilmesi hayati bir faktör.

Prof. Dr. Talip Küçükcan

Geçmişte Özallı dönemlere baktığımız zaman, Barzani ve Talabani'yi aktör yapan Türkiye'dir. Türkiye belli zamanlarda ittifaklar kurdu. Talabani ve Barzani'ye T.C pasaportunu Özal verdi, değil mi? Uluslararası siyasi çevreler ile Türkiye tanıştırdı onları. Demek ki Türkiye baştan beri oradaki Kürtleri görüyordu.  Fakat içerideki terör meselesi, siyasi istikrar olmayışı, ekonomik sorunlar, Türkiye'nin gücünü ciddi olarak tırpanlamıştı. Şimdiye kadar fırsatlardan konuştuk, risklere de gelmemiz gerek. AB ile ilişkilerimizde ciddi problemler var. O halde bizim kendi coğrafyamızı yeniden gözden geçirmemiz gerekiyor. Kürtler ve Türkler bu coğrafyanın doğal parçalarıdır. Suni olanlar sınırlardır. Bu suni sınırlarda şu an öyle görünüyor ki bir oynama var. Ancak bunun riskleri de var. Kürtlerin haklarını savunmak ayrı bir şey, Suriye'de toprak bütünlüğünün parçalanması, farklı devletçiklere bölünmesi ve bu devletçiklerin birer uydu devletçiğe dönüşme riskini görmemiz lazım. Fakat bu coğrafyada haritalar değişmeye başladığı andan itibaren, küçücük devletlerin kurulması ile birlikte bu devletler üzerinde Türkiye'nin etkisi ne kadar olacak? Diğer aktörlerin etkisi ne olacak? Bu soruyu sormamız gerekiyor. Türkiye'nin istemediği şeylerden bir tanesi bu. Diğelim orada bir bağımsız bir devlet kuruldu. Doğrudan doğruya PKK etkisi altında olması, Türkiye'nin çıkarına mı?






Sizin isminiz

Alıcının e-posta adresi



Doğrulama işlemi
3 + 1 = 




HAYY web



Künye | Manifesto | Sorumluluk | Reklam | Bize Ulaşın
tamamen özgür yazılım geliştirme araçlarıyla üretildi. Haber Sistemi

5.064 ms