Ana Sayfam Yap
 Sık Kullanılanlara Ekle

12 Ağustos 2008
font boyutu küçülsün büyüsün



Dursun Karataş kimdi?


Hakkında birçok kez “öldü” haberi çıkmıştı; bu kez sahiden öldü. Onu bir “terörist lider” olarak tanıyoruz. Karataş’ın kanlı serüvenine Hasan Soylu mercek tuttu… iyibilgi zoom




Dursun Karataş kimdi?

1978 yılında, dönemin en kitlesel radikal sol örgütlerinden biri olan Devrimci Yol örgütünü pasif ve “oportünist” olmakla suçlayan Dursun Karataş öncülüğünde bir grup Dev-Genç’li öğrenci lideri, Devrimci Sol adında bir örgüt kurdu.

Örgüt 12 Eylül öncesi, kısa zamanda İstanbul ve Ankara gibi büyük kentler başta olmak üzere çok sayıda kentte örgütlendi. Üniversitelerde ve gecekondu semtlerinde taraftar buldu. Mahir Çayan’ın kurucusu olduğu THKP-C çizgisini savundu, Mahir Çayan’ın “Kesintisiz Devrim Teorisi”ni rehber edindi. 12 Eylül öncesinde çok sayıda silahlı eylem gerçekleştirdi. Bunlar arasında en önemlileri 1980 yılı içerisinde MHP yöneticilerinden Gün Sazak ve 12 Mart döneminin başbakanlarından Nihat Erim’e yönelik gerçekleştirilen suikastlerdi.

Dursun Karataş, örgüt içerisinde “Stalinvari” bir yönetim tarzını benimsedi. Herhangi bir farklı görüşe meydan vermediği gibi, kendi yönetim tarzına muhalif olabileceği şüphesine kapıldığı kişileri bile tasfiye etmekten çekinmedi. 12 Eylül’ün hemen ardından tutuklandı. Gözaltında “çözülmesi”, örgüt bünyesinde yüksek sesle dillendirilmese de otoritesini sarsan bir etki yarattı. 1984 yılında baskı ve işkencelere karşı gerçekleştirilen ölüm orucuna katılması ve eylemden sağ çıkması, yeniden “otorite” olmasını sağladı.

1989’da Bayrampaşa Cezaevi’nden firar ettikten sonra, kendi yokluğunda “pasifize” olmakla itham ettiği örgüt yönetimini etkisiz hale getirerek yeniden ipleri eline aldı. Karataş firar ettikten sonra birçok suikast eyleminin emrini verdi. Bunlar arasında MİT müsteşar yardımcılığından henüz emekli olmuş olan Hiram Abas, Kürt sorununun askeri yöntemlerle çözülemeyeceği yönünde açıklamalarıyla dikkat çeken emekli albay Hulusi Sayın cinayetleri dikkat çekiciydi. 1991-92 yılları içerisinde örgüte yönelik ciddi operasyonlar gerçekleştirildi. Bu operasyonlarda örgütün Dursun Karataş dışındaki neredeyse bütün merkezi kadroları öldürüldü. Öldürülenler arasında Karataş’ın eşi Sabahat Karataş da vardı. Karataş bu operasyonlarda “son anda” kurtulmasıyla dikkat çekti.

1992 yılında örgüt içerisinde ciddi bir bölünme yaşandı. Örgütün Ortadoğu sorumlusu Bedri Yağan’ın başını çektiği bir grup Dev Sol militanı örgütün yönetimine el koyarak Dursun Karataş’ı gözaltına aldı. Serbest kalmasının ardından Karataş bu hareketi “darbe” olarak nitelendirerek, “darbecileri” kanlı bir şekilde tasfiye etti. Bedri Yağan beraberindekilerle Türkiye’ye döndükten sonra bir polis baskınında yaşamını yitirirken, Yağan taraftarlarından bazıları da Karataş’ın talimatıyla Dev Sol militanları tarafından öldürüldü.

Örgüt 1994 yılında “DHKP-C” adını alarak “partileştiğini” ilan etti. DHKP-C’nin en çok ses getiren eylemi ise, İkiz Kuleler’de Özdemir Sabancı’nın öldürülmesiydi. Ergenekon olayıyla bir kez daha gündeme gelen Sabancı suikasti üzerindeki sis perdesinin Karataş’ın ölümünün ardından kalkıp kalkmayacağını, belki de Ergenekon davasıyla göreceğiz.

Karataş, mafya ile girdiği ilişkilerle de her zaman gündemdeydi. 12 Eylül öncesi yıllarda, “örgüte gelir sağlamak” amacıyla bazı militanları aracılığıyla eroin kaçakçılığı yapması, mahkeme konusu olmuştu. Sonraki yıllarda, örgütün Avrupa sorumlusu Paşa Güven bu ilişkileri “kişisel” çıkarları için kullanmaya kalkışınca Karataş’ın hışmından kurtulamamış ve Paris’te Karataş’ın adamları tarafından eşi ve çocuğunun önünde kurşunlanarak öldürülmüştü.

Karataş’ın ölüm emrini verdiği “eski” yoldaşlarından biri de Ali Akgün’dü. Ali Akgün, Çanakkale Cezaevi’nde, 1989’da Dursun Karataş’ın emriyle şişlenerek öldürülmüştü. Akgün’ün “ajan” olduğu iddiasına ise kimse inanmamıştı.

Karataş’ın emir ve talimatıyla meydana gelen trajedilerden biri de, 1999 yılı sonlarında açılan F Tipi cezaevlerindeki tecriti protesto etmek amacıyla başlatılan ölüm oruçlarıydı. F Tipi cezaevleri “Hayata Dönüş” adı verilen kanlı bir operasyonla açılmış, cezaevlerine sevkler tamamlandıktan sonra da ölüm orucu eylemi devam etmişti. Bu eylemde toplam 122 kişi yaşamını yitirirken yüzlerce kişi de sakat kalmıştı.

Karaciğer kanseri nedeniyle tedavi gördüğü bilinen Dursun Karataş hakkında daha önce de öldüğü yönünde haberler çıkmış, ancak bu haberler örgüt tarafından “Karataş görevlerinin başındadır” denilerek yalanlanmıştı. Karataş’ın “görevlerinin başında olduğu” söylemi ise, gerçeği yansıtmıyordu. Çünkü son yıllarda örgütü fiilen yönetemez durumda olduğu biliniyordu.

Karataş’ın halefi kim olacak?
Karataş öldükten sonra onun yerine örgütün liderliğini kimin yürüteceği konusunda çeşitli tahminler yapılıyor. Adı geçenlerin başında uzun süredir örgütü fiilen yöneten Aslan Tayfun Özkök ve Faruk Ereren geliyor. Karataş’ın eşi Zerrin Sarı’nın adını ananlar, hatta “liderlik çekişmesi” nedeniyle örgütte bölünme yaşanacağı tahminleri yapanlar da var.

Hemen belirtelim ki, Dursun Karataş’ın adı, bir süre daha örgütün “efsane lideri” söylemiyle örgüt bünyesinde gündemde tutulacak. Bir “bölünme” beklemek gerçekçi değil; zira zaten oldukça zayıflamış, taraftar kitlesi azalmış olan örgütün varlığını sürdürmesi, Karataş’ın adının canlı tutulmasına bağlı. DHKP-C’nin Stalin zihniyetiyle örgütlenmiş bir yapısı bulunduğunu da bu kapsamda hatırlatmak gerek.

Örgütün “eski” militan kadrosu bir elin parmaklarını bile oluşturmayacak kadar az. Bunlardan A. Tayfun Özkök ve Faruk Ereren, örgütü yönetmeyi sürdürecekler.

Örgüt dağılır mı?
Mevcut yapısı nedeniyle kendisini yenilemesi beklenemeyecek olan örgütün, zamanla erimesi beklenecek asıl gelişmedir. Bu erime süreci zaten işlemekteydi. Ancak örgüt, Ergenekon davasıyla yeniden gündeme gelen “derin” bağlantılar içerisinde bir “komplo” ve “provokasyon” örgütü olarak varlığını sürdürebilir. O “derin” güçlerin tasfiye olduğu bir Türkiye’de ise, DHKP-C gibi varlık iddialarına dahi yabancılaşmış, dejenere olmuş, karanlık güç odaklarının siparişleriyle harekete geçen bir yapının “faal” olma şansı yok…

Dursun Karataş kimdir
Karataş 1953 yılında Elazığ'da doğdu. İstanbul’da Orman Fakültesi öğrencisiyken örgütsel faaliyetler içinde adı duyulmaya başladı.

1978'de İstanbul Teknik Üniversitesi Öğrenci Derneği'nde Devrimci-Sol adlı örgütün kuruluşuna ön ayak oldu. Örgüt, o dönemde eski başbakan Nihat Erim ve MHP Genel Başkan Yardımcısı Gün Sazak'ı öldürdü. 12 Eylül harekatından sonra 30 Eylül 1980 tarihinde yakalanan Karataş, 3 Kasım 1980'de tutuklandı. Yargılanma sonucu idama mahkum oldu, cezası müebbete çevrildi.

Dokuz yıl cezaevinde kalan ve bu süre içinde örgütü cezaevinden yöneten Karataş, 25 Ekim 1989'da Bayrampaşa Cezaevi'nden Bedri Yağan'la birlikte firar etti.

Avrupa'ya kaçtı ve bugüne kadar Almanya, İngiltere, Fransa, Yunanistan, Belçika ve Hollanda gibi ülkelerde, sahte kimlikle ve kaçak olarak yaşadı. Örgüt 1994'de Mahir Çayan liderliğindeki THKP-C'den esinlenerek DHKP-C (Devrimci Halk Kurtuluş Partisi ve Cephesi) adını aldı.

Karataş, 9 Eylül 1994'de Fransa'da yakalandı ve dört ay cezaevinde kaldıktan sonra 26 Ocak 1995 tarihinde serbest bırakıldı. Belçika ve Hollanda arasına yaşamını sürdürdü.

Örgütün lider kadroları

Aslan Tayfun Özkök
1955 yılı İstanbul doğumlu. Adem, Ziya, Barbaros, Özcan, Musa kod adları bulunuyor ama daha çok Musa kod adını kullanıyor.  Dev-Sol’un ilk silahlı birlik üyesi. Cinayet, soygun gibi çok sayıdaki suçtan aranıyor. Bekaa Vadisi’nde bulunduğu sırada örgütün Ortadoğu sorumluğunu yaptı. Örgüt içi çatışmada Dursun Karataş ile birlikte hareket etti. İstihbarat birimlerine göre, Tayfun Özkök son dönemlerde Karataş adına kararlar veriyordu. 

Sabancı suikastı sanığı ve Afyon Cezaevi’nde öldürülen Mustafa Duyar, yakalanmadan evvel Suriye’ye kaçtığında örgütün Suriye Sorumlusu Aslan Tayfun Özkök'ün yanında kaldığı biliniyor. Duyar, Özkök'ün lüks döşenmiş, sekreterli bir bürosu olduğunu, şoförü ve korumaları bulunduğunu öne sürmüş ve şunları anlatmıştı:
"Giderek örgüt beni kaderimle başbaşa bıraktı. Para konusunda ya da barınma konusunda ilgisizleştim. Bunun üzerine büyük bir nefrete kapıldım. O zaman kullanıldığımı anladım. Bana sahip çıkılmayınca PKK saflarına katılmak istedim. DHKP - C'yle PKK arasında bir prensip anlaşması olduğu için PKK bunu kabul etmedi. Fransa'da DHKP - C'nin lideri Dursun Karataş'la da görüştüm. Karataş'ın Fransa'da kaldığı evin 300 bin marka döşendiğini öğrenince şok geçirdim. Şam'da da Aslan Tayfun Özkök'ün yaşamını görünce iyice etkilendim. Aklıma iki şey geldi. Bu para ya uyuşturucu ticaretinden gelir ya da gizli servislerden. Lüks yaşantıları ve örgüt içindeki kadın - erkek ilişkilerini gördükçe asıl amacın halka hizmet olmadığını anladım. Örgütün benim bu düşüncelerimi hissedip beni takip altına aldıklarını anlayınca teslim olmaya karar verdim. Eminim ki fırsatını bulurlarsa Fehriye ve İsmail de teslim olur, çünkü benim gördüğüm her şeyi onlar da gördü."


Zerrin Sarı
1963 yılı Osmaniye doğumlu. Halkın Hukuk Bürosu’nda bir dönem avukatlık yaptı. Abla ve Saadet kod adıyla anılıyor. Dursun Karataş’ın sevgilisiydi. Kanser tedavisi gördüğünden ölümüne kadar en yakınındaki kişilerden biri.

1994 tarihinde, Fransa'nın Modane sınırında, Dursun Karataş'la beraber Melisa Hale sahte adıyla yakalandı ve Flevry Merogis Cezaevi’ne kondu.  28.11.1994 tarihinde Fransız makamlarınca haftada bir kez Argenteuil'de karakola imza bırakmak kaydıyla serbest bırakılan Sarı, serbest bırakılmasını müteakip Hollanda'ya kaçtı.

Faruk Ereren
Örgütte Karataş’tan sonraki isimlerden biri. Halen Almanya’da cezaevinde. Ergenekon İddianamesi'nde Dilovası kod adlı tanığının iddiasına göre, Veli Küçük tarafından polis takibinden kurtarılan kişi.

Gizli tanık, Ereren’le ilgili şunları söylemişti:
“'Halen Merkez Komite üyesi olan Faruk Ereren'in takip edildiği anlaşıldı. Bize Ereren'i takipten kurtaracak bir organizasyon yapıp yapamayacağımız söylendi. Takipten kurtarmayı Emin Alkılıç yaptı. Alkılıç isimli kişi Veli Küçük'le ailecek görüşürler. Yani birbirlerinin ne iş çevirdiklerini bilirler. Yapacağı iş sıkıntılı ve problemliyse mutlaka Veli Küçük'le görüşür, görüşmeden iş yapmaz. Takipten nasıl kurtarabileceğimizi konuştuğumuzda Emin Alkılıç, olayı, tekneyle Dilovasın'ndan alıp Yalova 'da bulunan örgüt mensuplarına teslim etme şeklinde planladı. Veli Küçük'le irtibatlı Emin Alkılıç , Dev-Sol örgütünün üst düzey sorumlusunu polis takibinden kaçırarak kurtardı.”

Bu ifadelerde adı geçen ve DHKP -C'nin en önemli isimlerinden biri olan Faruk Ereren hakkında Alman Federal Başsavcılığı, birçok suçtan dava açtı. Geçen yıl Mayıs ayında Almanya 'nın Hegan kentinde yakalanan Ereren, Türkiye 'deki birçok suikastın azmettiricisi olarak da suçlanıyor. Türkiye'deki çok sayıda kundaklama ve bombalı saldırıdan da sorumlu olan Ereren’in Almanya 'dan verdiği emirlerle İstanbul 'da bir polis memurunu da öldürttüğü de biliniyor. Alman savcılığının iddianamesinde, Faruk Ereren’in Nisan 1993'te iki Türk memurun vurulması olayı ile 2001-2005 yılları arasında İstanbul ve Ankara 'da 11 bombalı intihar saldırılarının gerçekleştirilmesinde de başrol oynadığı iddia edildi.
1994 yılından beri DHKP-C'nin üç kişilik lider komitesinden biri olan 53 yaşındaki Faruk Ereren ile ilgili olarak şu ana kadar ne Adalet Bakanlığı, ne İçişleri Bakanlığı iade ya da en azından sorgulama talebinde bulunmadı. Faruk Ereren’in karısı Latife Ereren, Bayrampaşa Cezaevi’nde arkadaşları tarafından 1995 yılında “ajan” olduğu iddiasıyla boğularak öldürüldü. Ölüm emrini Ereren’in verdiği iddia edildi.

Hasan Soylu www.iyibilgi.com






Sizin isminiz

Alıcının e-posta adresi



Doğrulama işlemi
1 + 1 = 


Oku Yorum


  • olamaz 

    adalet yerini mutlaka bulur bunların hepsi eşkiya
    mehdi karataş / 19 Şubat 2012 15:39
  • dayımız 

    basında çıkan en iyi d. karataş biyografisi değil, en dandik kontra çarpıtması ya da en salak psikolojik harp uydurması olarak nitelendirilebilir. kardeşim oradan buradan duyup,ergenekon iddianamesinden apartıp nasıl bir dayı biyografisi yazılmaz onu göstermiş.
    kartal baran / 26 Aralık 2008 00:21
  • "dayı" 

    basında yeralana en iyi yazılmış dursun karataş portresiydi. Sn. Soylunun konuya hakmiyetini merak etmedim değil.verdiği bilgilerdeki detaylar önemliydi.
    ilknur / 14 Ağustos 2008 17:08




HAYY web



Künye | Manifesto | Sorumluluk | Reklam | Bize Ulaşın
tamamen özgür yazılım geliştirme araçlarıyla üretildi. Haber Sistemi

8.334 ms